Hayatı Kullanma Kılavuzu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayatı Kullanma Kılavuzu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekvator Çizgisi ( 1000.nci yazı)

Gezerken yakınlarda ekvator çizgisi anıtı varsa gidip göresim gelir. Nedense?  Sonuç olarak ekvator çizgisi insanlar uzak yerlere giderken yollarını daha kolay bulsunlar, kaybolmasınlar diye icat edilmiş sanal bir şey. "Niye sanal bir şeyin betondan yapma anıtına gidesin ki? " diye düşünür, yine de yakında ekvator çizgisi varsa giderim. Uganda, Endonezya, Kenya ve tabi Ekvador'da yaptığım gibi. 
 
Saçma bulur yine yaparım. 
 
Hatta Ekvador'daki ekvator çizgisi ve dolayısıyla anıtı yanlış yerdedir. Kocaman anıt, müze, mağazalar yapıldıktan sonra bir ölçmüşler ki "aa yanlış yere yapmışız, aslında 240 metre ileride yolun karşısında olacakmış" . Ama yine de anıtın yerini değiştirmemişler, gerçek ekvator çizgisinde küçücük bir işaret varken yanlış ekvator çizgisinde kocaman bir anıt var.
 
Doğru yerdeki işaret

Yanlış yerdeki anıt



Bazen böyle olur.

Soyut kavramların anıtlarına varma huyum buraya da sirayet etti ve bu vesileyle Şimdigezelim bloguna 1000.nci yazımı da yüklemiş oldum. 



Bir ay boyunca her gün bloga bir fotoğraf yükleyip altına küçük bir yorum yazacağım. İlginizi çekerse beklerim.

 




http://www.simdigezelim.com/p/takip-et.html

Doğru Zaman Satıcısı

17.yüzyıl başına kadar insanlar zamanı öğrenmek istediğinde ya güneşin konumuna göre zamanı gösteren ( ve bulut olduğunda çalışmayan) güneş saatlerine bakarlarmış ya da bu iş için özel olarak yapılmış ölçü aletleriyle yine güneşin konumuna göre ölçüm yaparak zamana karar verirlermiş.

17.yy'da mekanik saatler yavaş yavaş yayılmaya başlamış ama hem çok pahalılarmış hem de her gün ileri geri gidiyorlarmış: kısacası güvenilir değillermiş. İngiltere'de  zamanın belediyeleri hizmet için yerleşim merkezlerine saat kuleleri yaptırmaya başlamışlar. Ama bu saatler de güvenilir değilmiş ve hergün yeniden ayarlamak gerekiyormuş. Bir de saati yaptıran her belediye ısrarla bulunduğu konumdaki zamanı ölçüyormuş: Londra'da saatler 12:14'i gösterirken aynı anda 1 saat mesafedeki Reading şehrinde saatler 12:00'yi gösteriyormuş. Bu durum trenler halk tarafından sık kullanılmaya başlanınca dert olamaya başlamış, çünkü her yerleşim yerinin saati ayrı olduğundan tren tarifleri içinden çıkılmaz bir duruma gelmiş. Zamanın tren kondüktörleri kafalarında hep böyle hesaplarla dolaşıyorlarmış:" Londra'dan saat 12:14'te tren binen biri 60 dakika sonra Reading'te inerse saat kaç olur? Hmmm 13:00 olur, peki 15 dakikalık mesafedeki Swindon'a giderse 13:13 olması lazım.".

Bakmışlar bu işin işinden çıkılamayacak, "İngiltere'deki herkes saatlerini Londra'daki Greenwich rasathanesine ayarlayacak" demişler ve bir çok sorunu böylece çözmüşler. Ama halen saatler tam doğru zamanı göstermediği için bu kez saatlerin her gün nasıl ayarlanacağı sorunu çıkmış.

Onu da Londra için Belville ailesi halletmiş: Bu aile fertleri 1836-1940 yılları arasında "Arnold" adı verilen çok dakik saatlerini her sabah erkenden Greenwich rasathanesine gidip ayarlamış ve kendilerine para ödeyen abonelerine giderek saatlerini ayarlamalarını sağlamış. Doğru zaman satmışlar. Bu sanırım ilk bilişim ürünlerinden biri olsa gerek.


http://www.simdigezelim.com/p/takip-et.html

Seyahatin Çocuklar Üzerinde 11 Olumlu Etkisi: Bunu Okuyunca Çocuğunuz Hemen Geziye Çıkarmak İsteyeceksiniz







Amerikan Öğrenci ve Gençlik Seyahat Derneği (SYTA) uluslararası seyahatlerin öğrenciler üzerindeki etkilerini inceleyen bir araştırma yapmış. Dernek 1.432 Amerikalı öğretmene detaylı sorular sorularak elde edilen edilen bulguları yayınlamış.

Araştırmanın bulgularına göre seyahat öğrencileri şu konularda olumlu etkilemekte. Seyahate çıkan çocuğunuzda şu davranışlar gelişiyor:

    Daha fazla seyahat etme arzusu (% 76)
    Diğer kültür ve etnik kökenlere artan hoşgörü (% 74)
    Bilmek / öğrenmek / keşfetmek için artan isteklilik (% 73)
    Farklı gıdaları denemek için artan isteklilik (% 70)
    Daha fazla bağımsızlık ve kendine güven artışı (% 69)
    Daha fazla entellektüel merak (% 69)
    Artan hoşgörü ve saygı (% 66)
    Daha iyi adaptasyon ve duyarlılık (% 66)
    Daha dışa dönük bir yapı (% 51)
    Kendini daha iyi ifade edebilme (% 51)
    Üniversite kabullerinde giriş şansında artış (% 42)

Kaynak: www.syta.org


https://www.inc.com/christina-desmarais/11-ways-your-kids-are-more-likely-to-succeed-if-they-travel.html?cid=search

http://www.simdigezelim.com/p/takip-et.html

Ananas'la Havyar'ın Ters Yönde Kesişen Yolları




17.yüzyılda bir ananas bugünün parasıyla 20,000 TL’ye satılıyormuş.

Geçen hafta Migros’da ananas fiyatına baktım: 5 TL.


Birinci Dünya Savaşı’nda İngiliz askerlere hem ucuz hem besleyici olduğu için havyar konservesi vermişler, askerler burun kıvırmış: fakir yemeğiymiş havyar. Bugün Beluga cinsi havyarın kilosu 30,000 TL kadar.

Ananas pahalı olduğu zamanlar sadece krallar ve soylular yiyebilirmiş. Az bulunan, değerli ve soyluların tükettiği bir şey olduğu için mimarlara bile ilham bile olmuş ( Fotoğraf ikoçya, Dunmore Parktaki Ananas binasından).

Havyar ise zamanında balığın  eti alındıktan sonra geriye kalan “artık”lardanmış. Ananasın değeri zirveden çukura inerken hayvarın değeri çukurdan zirveye fırlamış.
  
Başkalarının verdiği sanal değerler bir malı, kişiyi, eseri çok popüler ya da istenmeyen yapabilir.

Ananasla havyarın ters yönde kesişen yollarında insan doğasının "iyi olan değilde "pahalı" olana verdiği gereksiz değerin izleri görülüyor. Bazen gezmek iyi gelir.





http://www.simdigezelim.com/p/takip-et.html

Kitaplar, gerçekler ve hayat



ODTÜ'nin efsane hocalarından Prof.Dr.Muhan Soysal bir dersinde de yukarıdaki Picasso tablosunu tepegözle yansıtıp sınıfa gösterir. Ünlü ressamın resimlerini anlamak normal zamanlarda zaten zorken bir de ders konusu olunca öğrenciler iyice afallar. Uzunca bir süre tabloya bomboş bakarlar.

Daha sonra hoca bu ikinci resmi yansıtarak sınıfa gösterir. Bu tablo da ünlü ressam DiegoVelazquez'e ait "Las Meninas"tır. Öğrenciler dikkatli bakınca Picasso'ya ait olan birinci resmin bu son gördükleri resme bir gönderme olduğunu farkederler. Çünkü tabloda kullanılan ögeler aslında aynıdır, sadece iki farklı ressam tarafından yorumlanmıştır.
Sınıfın şaşkınlığı geçtikten sonra Muhan Soysal işte bu efsane hayat dersini verir öğrencilerine : "Hayatta hiç bir şey Meninas resmi kadar belirgin ve net değildir. İş hayatı, gerçekleri size Picasso'nun resmindeki gibi şekil değiştirmiş olarak gösterir. Picasso'nun resmine bakıp Meninas'ı görebilenleriniz başarılı olacak, diğerleri kübik şekillere bakıp yanlış anlamlar çıkartmaktan gerçekleri hiç göremeyecek."

Kaynak: http://onedio.com/haber/bir-sinavda-verilmis-en-efsane-cevap-olan-risk-budur-un-gercek-kahramanlari-681196




Simdigezelim.com'a abone olan 5000'den fazla kişiye siz de katılarak daha keyifli, daha ekonomik ve daha güvenli bir gezi için gerekli bilgileri kaçırmayın. Abonelik için buraya gidiniz. 

Simdigezelim.com'daki içerikten yola çıkarak yazılan üç kitaba göz atıverin.


Siz Koltuğa Geçer Geçmez Benzini Olmadığını Hatırlayan Taksici/Tuktukçu/Minibüsçü/Otobüsçü'nün Sırrı Ne Ola?

Güneydoğu Asya ve Afrika'da seyahat ederken çok sık başınıza gelebilecek bir durum bu: taksi/otobüs/tuktuk kısacası araç yol kenarında pineklemektedir. Hem de uzun zamandan beri. Siz arabaya binersiniz, tam harkete eder hoooop benzinciye girer. Minibüs dolunca kalkacaktır, sırt çantanızı araca yükler hemen kalkacakmış gibi beklersiniz: 1 saat geçer, 1.5 saat geçer, ıhhh araç dolar ama koridora ayakta yolcu lazımdır. Beklersiniz. 2 saat geçer. Artık arabada her yer doludur, kulak arkanızda bile iki Asya'lı aile oturmaktadır. Araç tam hareket eder. Hoooop benzinciye girer, ve aynı şekilde hınca hınç dolu ama benzini olmayan araçların arkasında kuyruğa girer.

Neden?


İşte olası cevaplar ( üç tane benzin istasyonu eşliğinde):

A) "Asya/Afrika böyle" der, geçerim.

B) Abi adamlar da sermaye mi var? Cidden elinden boğazına yaşıyorlar, ancak minibüste yolculardan para toplayınca benzin alacak paraları oluyor.

C) Araçlar kiralık. 1 litre benzin çok ucuz ama günlük gelir de öyle : 2 dolar falan. Adam yarım litre benzin alıp kiraladığı araca koysa aracı akşama geri verdiğinde yevmiyenin dörtte birini deveye yüklemiş olacak. En iyisi müşterinin gideceği yere kadar benzin almak.

 D) Benzine takmaya değer mi? Daha çok gezmek lazım. 





Simdigezelim.com'a abone olan 5000'den fazla kişiye siz de katılarak daha keyifli, daha ekonomik ve daha güvenli bir gezi için gerekli bilgileri kaçırmayın. Abonelik için buraya gidiniz. 

Simdigezelim.com'daki içerikten yola çıkarak yazılan üç kitaba göz atıverin.


Gelişmekte olan ülkelerde trafik sıkışıklığı zenginlerden çok daha fazla

Gelişmekte olan ülkelerde trafik sıkışıklığı zenginlerden çok daha fazla. Dünyanın en büyük araç GPS sistemleri üreticisi olan TomTom'un duyurduğu son rakamlara göre gelişmekte olan ülkelerde trafik geçen seneye göre daha da kötüleşmiş durumda.


Gelişmiş ülkelerde kişi başı daha çok araç olduğu halde trafik ve park kurallarının sıkı bir şekilde uygulanması sonucu sıkışıklık daha az yaşanıyor. Ne diyelim, darısı bizim başımıza.




Simdigezelim.com'a abone olan 5000'den fazla kişiye siz de katılarak daha keyifli, daha ekonomik ve daha güvenli bir gezi için gerekli bilgileri kaçırmayın. Abonelik için buraya gidiniz. 

Simdigezelim.com'daki içerikten yola çıkarak yazılan üç kitaba göz atıverin.


Türk Turistin Peynirsizlikle İmtihanı

Yurtdışında rastladığım Türk turistlerin büyük çoğunluğunun başına peynirsizlik çoktan vurmuş oluyor: " abi kahvaltıda peynir nasıl olmaz? ne biçim ülke? bu kahavaltı mı?..." şeklinde başlayan ve uzun süren şikayetler oluyor.

Dünya nüfusunun yüksek bir yüzdesinde sütün hazmedilmesini sağlayan enzim genetik olarak yok. Bu enzim olmadan süte içenler direkt cırcır oluyor, kusuyor. Kötü yani. Haritada rengi beyaz ve griyle işaretli ülkelerde çok az süt tüketiyor, çünkü süt oranın halkını fena bozuyor.  İsveçlilerin %94'ünde sütün hazmedilmesini sağlayan enzim var ama aynı enzim Çinlilerin sadece %10'unda var. Afrikalıların sadece %25'i mideyi bozmadan süt içebiliyor. Eee bu insanlar süt içemezken neden peynir yapmaya uğraşşın?



Gittiğiniz yerlerde peynir yoksa onun yerini besin olarak tutacak bir şey vardır mutlaka: bakın besin olarak dedim, tad olarak demedim.

Özellikle Asya ve Afrika'da gezerken peynir gözümde tüttüğünde arada bir en lüks marketlerin ( başka yerde satılmaz)  ennnn pahalı rafında ( olmayan malı isteyen dikenine katlanır) gramı neredeyse altın fiyatına satılan iki lokma peynir almışlığım da vardır hani. Ama benden uyarması uzun süre depolanan bu tür peynirler tad olarak iyi de insan da "40 derece sıcaklıkta iki ay depolanıp bozulmayan beyaz peynir tadındaki şeye ne denir?" sorusuna cevap arattırıyor.


Peyniriniz bol, yolunuz açık olsun.


Simdigezelim.com'a abone olan 5000'den fazla kişiye siz de katılarak daha keyifli, daha ekonomik ve daha güvenli bir gezi için gerekli bilgileri kaçırmayın. Abonelik için buraya gidiniz. 

Simdigezelim.com'daki içerikten yola çıkarak yazılan üç kitaba göz atıverin.


Arjantin'deki Çinli Bakkalların Sırrı Nedir?

Arjantin'de Buenos Aires'e yılbaşı civarlarında gitmiştim. Hemen her yer kapalı: metroya gidiyorsun, girişte para ödemen lazı ama gişe görevlileri tatile gittiği için kapılar açık para bile almıyorlar. Çöpçüler tatilde, onun için çöp toplanmıyor. Giysilerim pislendi yıkatacağım, çamaşırhaneler kapalı. Her yer kapalı da kapalı. Ama bakkallar açık. Düzelteyim sahibi Çin'li olan bakkallar açık. Yani Buenos Aires'teki bakkaların çoğunluğu açık.

Dünya'daki göçmen trafiği ilginç ülkesinde ekonomik olarak ilerleyemeceğini gören hırslı/çaresiz kişiler göçmen olarak diğer ülkelere (bazen akla gelmeyecek şekilde) göç etmişler.

Kimler mi nerede?

Kısaca örnek verirsem Arjantin'de İtalyanlar, Almanya'da İtalyanlar, Yunanlılar ve Türkler, Avustralya'da Yunanlılar, Körfez ülkelerinde (Suudi Arabistan, Kuveyt, BAE, Umman vb) Bangladeşliler, Pakistanlılar, Hintliler, Filistinliler, İngilizler, G. Afrikalılar, Brezilya'da Japonlar ve Almanlar, Japonya'da Koreliler, Kore'de Moğollar var. Ve tabii Arjantin'de Çin'li bakkallar.

Nedenini bilemem ama zamanında buraya gelen ve bakkal açmakta başarılı olan bir Çin'linin ön ayak olmasıyla Buenos Aires tam bir Çin'li bakkal istilasına uğramış. Nasıl biz de Laz müteahhit veya Kastamonu'lu kapıcı var, Arjantin'de de Çin'li bakkal.

Aşağıdaki şarkı eskilerden: 1949 falan yazılmış, sonra unutulmuş ama  2005'de Ry Cooder ( Bueno Vista Social Club'ı canlandıran arkadaş) bu şarkıyı tekrar  canlandırmış. Şarkının ismi Chinito, anlamı küçük Asyalı.


Gezmek lazım bazen şarkılarla.

Simdigezelim.com'a abone olan 5000'den fazla kişiye siz de katılarak daha keyifli, daha ekonomik ve daha güvenli bir gezi için gerekli bilgileri kaçırmayın. Abonelik için buraya gidiniz. 

Simdigezelim.com'daki içerikten yola çıkarak yazılan üç kitaba göz atıverin.


Fakirler Erken Kusar


Garip bir seyahat gözlemim var, bakalım siz de denk geldiniz mi?

Fakirler erken kusar. Gerçekten.

Hemen gelmeyin üzerime, açıklayayım. Geri kalmış ülkelerde bol bol seyahat etme fırsatım oldu: uzun süreler boyunca Afrika'da çalıştım, kara kıtaya belki 30 kereden fazla uçtum gittim, sonra bir sene Güney Afrika'da yaşadım. Yaptığım iki dünya gezisinde Asya'nın en az ziyaret edilen kuytu köşelerine gitmeye çalıştım: Kuzey Laos'un iki günde bir kamyon-otobüs uğrayan unutulmuş kasabaları, Malezya'nın Borneo adasında 50 kişinin yaşadığı orman köyleri, Makassar'da hayatında ilk defa yabancı görünce donan köylülerin yaşadığı sarp gözden ırak köyler vs vs. Bu gözden ırak fakir bölgelerde ne zaman minibüs/ kamyon arkası/ otobüse binsem hemen hiç değişmeyen bir şey var. Araca binen köylünün rengi çok değil 15 dakikada beyaza dönüp önünde onu bekleyen kusmuk torbasına uzanıyor. Arabaların döküldüğü, aracın yola devam ettiği sürece 1 kuruşluk ek harcama yapılmadığı bu gözden ırak, kırsal, fakirliğin hüküm sürdüğü bölgelerde hatırı sayılır bir sayıda şoför bedava kusmuk torbası dağıtır. Çünkü fakirler erken kusar. Adamlarda para yok ki  arabaya nasıl binsinler?  Ayda yılda bir araca binince de hemen kusarlar. Hayat zor.

Buna benzer bir durumda ülkemizde süt dağıtımı başlayınca onbinlerce çocuk zehirlenme belirtileriyle hastanelere başvurmuştu. Sonradan ortaya çıktı ki hayatında ilk kez süt içen birinde zehirlenme benzeri baş dönmesi, kusma, terleme vb belirtiler görülür. Süt içmeye devam ettikçe belirtiler geçer.


Yukarıdaki fotoğraf dünyanın en fakir ülkelerinden Bolivya'dan. Başkent La Paz'ın mahalleleri bayağı bir İzmir'in gecekondularına benziyor, değil mi? La Paz'ın bir lakabı da "Linda" yani güzel. Güzel güzel manzaranın zevkini çıkaralım o halde.




Simdigezelim.com'a abone olan 5000'den fazla kişiye siz de katılarak daha keyifli, daha ekonomik ve daha güvenli bir gezi için gerekli bilgileri kaçırmayın. Abonelik için buraya gidiniz. 

Simdigezelim.com'daki içerikten yola çıkarak yazılan üç kitaba göz atıverin.


Çubukla Yemenin Teorisi ve Pratiği


Bazı ülkelerde ,özellikle Asya'da, yemek yerken çubuk kullanıyorlar: pilav, et, balık, çorba yerken illaki çubuk. Daha önce çatal-kaşıkla yediklerinizi çubukla yemeğe başlamak kolay değil.  Çubuk kullanmayı öğrenmemiş olanlara yardımcı olmak için lokantalarda verdikleri tek kullanımlık çubukların üzerinde nasıl kullanılacağını hem çizmiş, hem yazmışlar. Bakın.
Tamam mı?

Anladınız mı?

Öğrendiniz mi?

Artık çubukla yemeyi biliyorsunuz, hadi en yakın Çin lokantasına yeni yeteneğinizi denemeye.

Olmadı değil mi? Bir kaç anlatma, bir kaç çizimle olacak iş değil. İnsan çubukla yemeyi öğrenmek için denemeli, biraz üzerine yemek dökmeli, masayı mahvetmeli, işi bilenlere biraz kendini güldürmeli.

Zaman vermeli.

İlk denemede olacak iş değil.

Denemeden de öğrenilecek bir şey değil.

Çubukla yemeyi deneye yanıla, bir süre sonra sonra elinizde çubuk mu var, çatal mı farkına bile varmadan yemeye başlıyorsunuz.

Denemek ve yanılmak çubuk kullanmayı öğrenmek için anahtar.

Oysa lise, üniversite eğitimimiz böyle mi?

 Çok nadir istisnalar dışında kitaptaki bilgileri komutları öğrencilere ezberlettirip "artık sen oldun,iyi öğrendin, şimdi git gerçek hayatta okulda/kitapta öğrendiklerini hemen hayata geçir"   denmesi ne kadar gerçekçi?

Bazı şeyler , çubuk kullanmak kadar basit olanlar dahi, kitaplardan öğrenilemez yaşanması lazım. Seyahat etmek sizin daha çok tecrübeyi çok daha kısa sürede edinmenize yol çar. Yola çıkmak iyidir, gezmek lazım bazen

 Yazının ana fikri: Teoride, teori ve pratik arasında fark yoktur: ama pratikte vardır.  (Yogi Berra)


Simdigezelim.com'a abone olan 5000'den fazla kişiye siz de katılarak daha keyifli, daha ekonomik ve daha güvenli bir gezi için gerekli bilgileri kaçırmayın. Abonelik için buraya gidiniz. 

Simdigezelim.com'daki içerikten yola çıkarak yazılan üç kitaba göz atıverin.


Avrupa'da Gezmek İçin En Ucuz Ülkeler ( Fiyat Bilgili Harita)

Avrupa'da gezmek için en ucuz ülkeler aşağıda. Özetle doğu Avrupa'da fiyatlar cebe uygun kuzeye doğru uçmaya başlıyor.

Haritayı daha yakın incelemek için sağ tıklamayla bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

Kaynak: reddit.com




Simdigezelim.com'a abone olan 5000'den fazla kişiye siz de katılarak daha keyifli, daha ekonomik ve daha güvenli bir gezi için gerekli bilgileri kaçırmayın. Abonelik için buraya gidiniz. 

Simdigezelim.com'daki içerikten yola çıkarak yazılan üç kitaba göz atıverin.


Tıssss satın almak veya bazı geziler


John Cage, 20 yüzyılda Amerika'nın yetiştirdiği en iyi bestecilerden biri. Değişik stillerde çok sayıda bestesi var. En ünlüsü bestesiyse 4' 33'' ( dört dakika otuz üç saniye). 1952 yılında bestelenen bu eseri satın almak isterseniz Amazon'dan bugün şıp diye  2.5 TL'ye indirebiliyorsunuz.

Eser Amerikan ABC televizyonunun güncellediği 20. yüzyılın en iyi 100 klasik müzik eseri listesinde 40 numarada.

2010 yılında yani bestelendikten tam 58 sene sonra tekrar İngiltere "en çok dinlenen şarkılar" listesine girmiş.


Peki nasıl bir müzik bu 4'33''? Merak ettiniz mi?

Yazayım.

Bu eserde müzik yok. Ama var.



John Cage asıl müziğin bu 4 dakika 33 saniyelik sessizlik sırasında seyircilerden gelen öksürük, yerinde kımıldama, yanındakine fısıldama kısacası müzik salonu içinde devam eden hayat olduğunu söylemiş.

Gözünüzde canlanmadıysa lütfen dinleyin:  http://www.youtube.com/watch?v=JTEFKFiXSx4




Bana kalsa diyeceğim ki " yahu 4 dakika hiçbir şey dinlememek için para verilir mi?, üstelik yüzbinler tarafında "çok iyi müzik parçası" olarak adlandırılıyor".

Ama bana kalmamış.

Bu parçanın meraklıları müziğin genel olarak katı yapısal formlara bağlı kaldığını  ve müziğin belli bir rutin içinde olmasının yaratıcılığı yokettiğini savunuyorlar. John Cage'in parçanın ilk seslendirilmesi için söyledikleri şunlar: ( Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/4'33%22)


Bir noktayı kaçırdılar. Sessizlik diye bir şey yoktur. Sessizlik diye düşündükleri şey rastlantısal seslerle doluydu, ancak onlar dinlemeyi bilmiyorlardı. Birinci bölüm boyunca dışarıdaki rüzgarın kımıltılarını duyabilirdiniz. İkincide, yağmur taneleri damda pıtırtıya başladı. Üçüncüdeyse insanlar bu kez kendileri konuşmaya, dışarı çıkmaya ve bu sırada türlü, ilginç sesler çıkarmaya başladılar.

Bazı geziler de işte böyledir, başkaları niye oralara gittiğinizi merak eder. Pek ilginç yerler değildirler çünkü: Japonya'nın üçüncü sınıf bir şehri, Kore'de tersaneler, Küba'da mezarlıklar, Endonezya'da mezbahalar.

Siz yine gidersiniz.

Çünkü gezmek demek her zaman bize sunulan düzenli bir şehri/eseri/turistik mekanı değil de bazen rutin dışına çıkıp bulunduğumuz ülkedeki sıradan şeylerin içinde kaybolmaktır. Kötü gezi yoktur. Geziler, iyi ya da kötü size hep bir şeyler katarlar.

Önemli olan koltuğundan kalkıp yola düşmektir.

Gezmek lazım bazen.







 








Hint İşi Maymun Tuzağı


Bir avuç pirinç için ne verebilirsiniz?

Güney Hindistan'da maymun yakalamak için sıradışı bir yöntem kullanılıyor.


Avcılar bir Hindistan cevizini alıyor, sonra ancak bir maymunun eli geçecek kadar bir delik açıyorlar ve cevizin içini boşaltılıyorlar. Boşaltılan yere biraz tatlı pirinç konuyor. Kokuya gelen maymun elini cevizin içine sokuyor. Pirinci avucuna alıyor ve avucunu kapatıyor. Eli yumruk haline geldiğinde cevizdeki deliğe göre fazla büyük olduğu için deliğe sığmıyor. Maymunun elini dışarı çıkarması için pirinci bırakması şart, ama maymun bırakmıyor. İlla pirinci yiyecek ya. İnatla delikten dışarı yumruğu içindeki pirinci çıkarmaya çalışıyor, saatlerce. Pes etmiyor. Avcılar geliyor ve maymunu kolayca yakalıyor. Bir avuç pirince.

Sahi geçenlerde aldığınız yeni ev/araba/mobilya/giysi/Ipad/TV için ne verdiniz?

Yaş 16: yolun yarısı eder

















Kaynak: Wikipedia By User: Panos84 (Panagiotis V. Lazaridis) [GFDL (www.gnu.org/copyleft/fdl.html) or CC-BY-SA-3.0-2.5-2.0-1.0 (www.creativecommons.org/licenses/by-sa/3.0)], via Wikimedia Commons

Yukarıdaki harita Birleşmiş Milletlere üye uluslardaki insanların ortalama yaşam beklenti sürelerini gösteriyor. En kısa ömür beklentisi Afrika'da. En kötüsü de Afrika'nın Angola ve Zambiya'de. Bu ülkelerde insanlar ortalama 32 yaşında dünyadan göçüyorlar:  16.yaş yolun yarısı ediyor.

Koskoca bir ömür 32 seneye sığmak zorunda.

Buralarda yaşıyor olsaydınız,  çok istediğiniz ama hep ertelemeyi seçtiğiniz şeyi yapmak için acele etmeniz gerekecekti. Bir de aşağıdaki tabloya bakın 1820'lerde yaşam süresi Hindistan için 25, Fransa için 37, Japonya için 34'müş.











Son 200 senede insanlık ömrüne ortalama bir buçuk ömür daha katmış. Ne dersiniz bu ek bir buçuk ömrü iyi kullanıyor muyuz?

Karabatak'la Balık Avı

Karabatak, dünyanın bir çok bölgesinde yaşayan ve balıkla beslenen bir kuş.


Karabatak'ın geniş bir boğazı var, balığı yakaladığı zaman hepsini bir lokmada yutup mideye indiriyor.

 Çin ve Japonya'da bir kısım balıkçılar karabataklarla balık avlıyorlar. Nasıl mı?

1) Bir karabatak yakalanır, kanatları kesilir ve boğazına bir ip bağlanır. Karabatak balığı yakalar ama boğazı bağlanıp içinden balık geçemeyecek kadar daraldığı için yutamaz.

2) Karabatağa boğazındaki balığı balıkçıya getirmesi öğretilir. Acele edilmez zamanla, yavaş yavaş.

3) Balık yakalayınca balıkçıya gitmeye alışan karabatak artık eğitimli ve para eden bir mala dönmüştür. Kanatlarının uzamasına izin verilir, artık alıştığı için bir yere gitmez.

4) Gece balık avına çıkılır. Karabatak balıkları yakalar, yutamaz, bu dertten kurtulmak için balıkçıya getirir. Balıkçı onu boğazındaki balık belasından kurtarır.

5) Gecenin sonunda balıkçı yeteri kadar balık yakalayınca, karabatağın boğazındaki ipi açar, beslenmesine izin verir.

6) Karabatak ancak bir iki ufak balık yer, balıkçı buna alışmasın diye boğazını yine iple bağlar. Karabatak, balıkçının onu beslemesine ve sunduğu güvenli ortama minnettardır.



http://www.youtube.com/watch?v=QDDrz7E8-AA

Karabatakla balıkçının ilişkisi tanıdık mı geldi?



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...