Venezuela etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Venezuela etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Seyahat Fotoğrafı:Venezuela Bolivar eyaleti havadan



Simdigezelim.com'a abone olan 5000'den fazla kişiye siz de katılarak daha keyifli, daha ekonomik ve daha güvenli bir gezi için gerekli bilgileri kaçırmayın. Abonelik için buraya gidiniz. 

Simdigezelim.com'daki içerikten yola çıkarak yazılan üç kitaba göz atıverin.


Venezuela'lılar hem geziyor hem çok para kazanıyor, işte yöntemi

Gezmeyi seven sevmeyen tüm Venezuela'lıları bu ara bir telaş almış durumda: hepsi uçak bileti peşinde. Niye mi? Venezuela'lılar hem gezmenin hem de üzerine para kazanmanın bir yolunu bulmuşlar. Hepsi beceriksiz hükümetleri yüzünden.

Venezuela uzun süre Chavez tarafından sosyalist prensiplere göre yönetildi ve bir çok firma millileştirildi.Ülkede çalışan yabancı firmaların kazandıkları paraları yurtdışına çıkarmaları yasaklandı. Bu ve buna benzer politikaların sonucu olarak kimse Venezeula'ya yatırım yapmak istemiyor: ülke çok kötü bir döviz sıkıntısına düşmüş durumda. Merkez bankası resmi kuru ile karaborsa kur arasındaki fark tam 7 katına çıkmış. Merkez bankasından döviz satın almak bir kaç durum dışında imkansız. Bu durumlardan biri yurt dışı seyahatine çıkmak.

İşte tam bu noktada Venezuelaların gezerek para kazanmasına imkan kılan bir olanak doğmuş. Eğer Venezuela vatandaşıysanız ve uçak biletiniz ile Merkez bankasına giderseniz size 3000 USD'yi karaborsanının yedide biri fiyatına satıyorlar. Kısacası: bileti gösterin, doları kapın, dışarı çıkın ve tam yedi katına satın, ülke dışına çıkmanıza dahi gerek yok.

Ama daha fazla kazanmak isteyen Venezuelalılar için bir adım daha var. uçakla ABD'ye gitmek ve kredi kartlarından komisyon verip karşılığında nakit slip çektirmek. Bu şekilde ellerinde bir sürü nakitle ülkeye dönen Venezuelalılar karaborsada dövizleri bozdurup hemen yeniden uçak bileti almak için sıraya giriyorlarmış. Bugünlerde Venezuela'dan yurtdışına uçaklar 6 haftalığına tamamıyla doluymuş,ona göre. 

Kaynak: Reuters

Venezuela'lılar hem geziyor hem çok para kazanıyor, işte yöntemi

Gezmeyi seven sevmeyen tüm Venezuela'lıları bu ara bir telaş almış durumda: hepsi uçak bileti peşinde. Niye mi? Venezuela'lılar hem gezmenin hem de üzerine para kazanmanın bir yolunu bulmuşlar. Hepsi beceriksiz hükümetleri yüzünden.

Venezuela uzun süre Chavez tarafından sosyalist prensiplere göre yönetildi ve bir çok firma millileştirildi.Ülkede çalışan yabancı firmaların kazandıkları paraları yurtdışına çıkarmaları yasaklandı. Bu ve buna benzer politikaların sonucu olarak kimse Venezeula'ya yatırım yapmak istemiyor: ülke çok kötü bir döviz sıkıntısına düşmüş durumda. Merkez bankası resmi kuru ile karaborsa kur arasındaki fark tam 7 katına çıkmış. Merkez bankasından döviz satın almak bir kaç durum dışında imkansız. Bu durumlardan biri yurt dışı seyahatine çıkmak.

İşte tam bu noktada Venezuelaların gezerek para kazanmasına imkan kılan bir olanak doğmuş. Eğer Venezuela vatandaşıysanız ve uçak biletiniz ile Merkez bankasına giderseniz size 3000 USD'yi karaborsanının yedide biri fiyatına satıyorlar. Kısacası: bileti gösterin, doları kapın, dışarı çıkın ve tam yedi katına satın, ülke dışına çıkmanıza dahi gerek yok.

Ama daha fazla kazanmak isteyen Venezuelalılar için bir adım daha var. uçakla ABD'ye gitmek ve kredi kartlarından komisyon verip karşılığında nakit slip çektirmek. Bu şekilde ellerinde bir sürü nakitle ülkeye dönen Venezuelalılar karaborsada dövizleri bozdurup hemen yeniden uçak bileti almak için sıraya giriyorlarmış. Bugünlerde Venezuela'dan yurtdışına uçaklar 6 haftalığına tamamıyla doluymuş,ona göre. 

Kaynak: Reuters

Venezuela: Bir kilometre boyundaki şelale



            Resmi adı “ Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti”  (República Bolivariana de Venezuela ) olan Venezuela'nın,  Bolivar eyaletinin Bolivar şehrinde (Ciudad Bolivar)  Bolivar meydanına çıkan Bolivar caddesindeyim. Şehrin kurucusu -bildiniz- Bolivar. Bu gezimizde Bolivar şehriyle ilgimiz aslında transfer noktası olmasından öteye gitmiyor. Ama gelmişken turlamamak olmaz.  Şehir Orinoko nehrinin daraldığı bir noktaya -ki genişlik 300 metreye düşüyor- kurulmuş. Nehir kıyısındaki Paseo Orinoco ve eski şehrin merkezi Plaza Bolivar dışında şehirde ilgi çekici bir bölge yok. Bolivar şehri bölgenin ticaret merkezi olduğu için genişçe bir alanı pazara ayrılmış. Pazarda satılanlar genelde Çin'den gelme ucuz mallar. Bizim gideceğimiz Angel şelalesi öyle sapa bir yerde ki 1933 yılına kadar varlığı bile bilinmiyormuş.  1933 yılında bölgede maden arayan maceracı pilot Jimmie Angel, şelaleyi havadan görmüş. Karadan gidecek yeri bulamayınca sonunda 1937 yılında uçakla şelalenin yanına inmeyi denemiş. İniş sırasında uçak kullanılamaz hale gelmiş: Jimmie Angel ve yanındakiler çakılan uçaktan kurtularak şelaleyi herkese anlatmışlar. Jimmie’nin şerefine şelaleye Angel adı verilmiş. Angel şelalesi bildiğiniz şelalelerden değil: boyu  bir kilometre ( mühendisler için not : tamaammm kesin rakam isterseniz 979 metre). Şelaleye ulaşmak bugün bile zor ve tam bir dert, yani tam bize göre. Ne duruyoruz o zaman? Şimdi yol zamanıdır.
Bolivar şehrinden Angel şelalesine gitmek için uçak şart. Niye mi? Bölgeye giden hiç yol yokta onun için. Uçakla Canaima milli parkı merkezine inip oradan sürat teknesi devam edeceğiz. En sonunda da tropik ormanın içinde mümkünse anakondalarla haşır neşir olmadan yürüyerek Angel şelalesine ulaşacağız.
Canaima'da ancak uçakların inişine müsait bir havaalanı olduğu için 5 kişilik pırpır uçakla Bolivar'dan yola çıkıyoruz. Pilotumuzun omuz ve baş sallama tikleri var: birden omuzlarını ritmik bir şekilde oynatmaya başlıyor, sonra birisini onaylarmışçasına  başını sallıyor, duruyor, üç dakika sonra yine. Özellikle pilotun yanına oturan yolcu ( ben) için garip bir durum. Bir saatten biraz fazla süren bir uçuş sonunda Canaima'ya iniyoruz. Havaalanında bizi Angel şelalelerine götürecek olan tur lideri karşılıyor. Başka uçaklarla gelenlerle birlikte nehir kenarına kamyonla gidiyoruz. Burada can yeleklerini takıp “curiara” denen yekpare ağaçtan oyma kanoya biniyoruz. Curiara’lar, arkalarına çok büyük dizel motorlar takılan ince ve uzun el yapımı kanolar. Kanoda yan yana iki kişi oturabiliyor, 6 sıra var. Kano sürücüsü bizleri ağırlığımıza göre eşleyip sıralara öyle oturtuyor: maksat kanonun dengesini sağlamak. Herkes yerine oturdu, artık yola çıkmaya hazırız. Ve nehir üzerinde alçak uçuşumuz başlıyor
Kulakları sağır eden motor gürültümüzle kuşları kaçırarak nehrin akış yönünün tersine yol alıyoruz. Yağmur mevsimi yeni başladığı için yer yer su derinliği az. Kanomuzun sürücüsü Canaima’nın yerli halklarından biri olan Pemon kabilesinden. Buralardan yüzlerce kez geçtiği belli: herhangi görünür bir sebep olmaksızın kendinden emin bir şekilde yön değiştiriyor, doksan derece açıyla kıyıdaki ağaçlara dönüyor, yine yön değiştiriyor, ağaç dallarını büyük bir hızla yalayarak ve altımız kayalara az da olsa çarparak ilerliyoruz. Nehrin bazı bölgeleri merdiven gibi. Suyun seviyesinin azaldığını görüyorsunuz ve siz bu merdivenin aşağı katındasınız. Sürücü büyük bir maharetle kanoyu son sürat su merdivenlerinden birer birer yukarı çıkarıyor.
Geniş bir nehir düşünün, her iki kıyıda da birer kilometre  genişliğinde çok ama çok sık orman ve ormanın bittiği yerden birden yükselen 2.5 kilometrelik bir duvar. Birden yükselip tepesi masa gibi düz olan bu dağlara “tepui” adı veriliyor. Biz kolayımıza gelen şekliyle “masadağ” diyelim. Canaima bölgesinde yüksekliği sıfırdan bir çok masadağ var. Masadağların tepesi kıraç falan değil, ağaçlık yeşil.  Masadağların çoğunun zirvesinden aşağı şelaleler akıyor, yol boyunca  yüksekten düşen yüzlerce şelalecik görüyorsunuz. Dört saat süren yolculuk sırasında gördüğümüz masadağlar ve yüzlerce şelale bile bizi ufukta bir anda beliren Angel şelalesini görmeye hazırlayamıyor. Angel şelalesi kalın orman örtüsü bir an için azaldığında bir masadağın ardından tüm muhteşemliği ile kendini gösteriyor. Dünyanın en uzun şelalesi olan Angel, tam bir doğa harikası. Şelale o kadar uzun ki fizik kurallarını alt üst ediyor:  masadağın tepesinde 979 metreden çağlayarak düşen su, aşağıya doğru düştükçe form değiştirmeye başlıyor. Yere doğru yaptığı yolculuğu yarıladığında bir sis halini alıyor. Şelale artık şelale değil: sadece beyaz ve yoğun bir sis. Sis bulutu yere yakınlaştıkça yoğunlaşıp rengi daha da beyazlaşıyor. Sisteki su damlacıkları yer çekimine karşı koyamayıp yerde kayalara çarpınca birden bir şelale olduklarını hatırlıyorlar. Tekrar su haline geliyorlar ve Angel şelalesi yine çağlıyor. Nefis bir görüntü.
Teknemizi Angel’a yakın bir yere çekip sisin şelale olduğunu hatırladığı noktaya doğru yürümeye başlıyoruz. Tropik orman içinde yürümek zahmetli iş, nemden anında sırık sıklam oluyorsunuz. Yerler bitkilerden dolayı kaygan bir de bunun üzerine bölgede bulunan zehirli yılan ve böcek türlerinden sakınmak için adımınızı attığınız yere dikkat etmeniz gerekiyor. Pemonların “geyik yutar” adını verdikleri bir anakonda cinsi de bu bölgenin yerlisi.  Bir saatlik bir tırmanış sonrası şelalenin sis olarak yere çarpıp su olarak yoluna devam ettiği kayalıklara varıyoruz. Sisin su olduğunu hatırladığı yerde küçük bir gölcük var.  Yürüyüşün tüm yorgunluğunu Angel şelalesi sularına bırakıyoruz. Karşıdaki dağlarda ise başlayan yağmuru görebiliyoruz. Güneş bulutların arasından sızıp yüzünü gösteriyor. Yüzdüğümüz gölcüğün üzerinde güneş ışınları gökkuşağı yaratıyor. Hayranlıkla gökkuşağını seyrederken karşıdaki dağlarda başka bir gökkuşağı daha çıkıyor. Yeşil dağlar, gri gökyüzünde hapsolamayıp kaçan güneş ışınları, iki gökkuşağı, büyüklüğüyle kendine hayran bırakan masadağlar, insanı kendine getiren serin bir su ve üstümüzde bir kilometreden gelen Angel şelalesi. Hayat güzel şey!
Şelaleden aşağıya inmeye başladığımızda karşıki dağlarda gördüğümüz yağmur bize ulaşıyor. Üzerimde yağmurluk olduğu halde tamamen ıslanmam bir kaç dakika sürüyor: ya yağmurdan ya da sıcaktan sırılsıklam oluyorsunuz. Kamp yerimize vardığımızda yanında ek çamaşır getirenler üstlerini değiştiriyor, diğerleri soğuk geçecek bir geceye hazırlanıyor. Kampta hamaklarda uyuyacağız. Böceklere karşı hamaklar sineklikle örtülüyor. Jeneratörün sağladığı ışık eşliğinde akşam yemeğimizi yedikten sonra tur lideri ışıkların söndürüleceğini bildiriyor. Kamp lideri yemekten önce herkesi toplayıp bölgeyle ilgili bilgi veriyor. Şelale yakınlarında jaguar, puma, zehirli yılan ve kurbağalara rastlamak olasıymış, liderin ricası geceleyin kampın adım atmamız. Tabi canım, kırar mıyız liderimizi? Gece yattığımızda saat henüz sekizi gösteriyor. Sabaha kadar hız kesmeden devam eden yağmurun serinlettiği hava üşütmeye başlıyor, hamakta battaniyemi hem altıma hem üstüme çekiyorum. Kamp lideri yağmur kesilince yola çıkacağımızı söylüyor. Oysa gök sanki hiç durmayacak gibi. Kahvaltıdan sonra liderin dediği gibi yağmur aniden kesiliyor, güneş çıkıyor. Kanoya binip Angel şelalesini son kez seyrederek yola koyuluyoruz. Kanodaki herkes Angel şelalesine son bir kez bakmak isteyince kanonun dengesi bozuluyor, sol taraf iyice suya yaklaşıyor. Ama kimsenin kano sürücüsünün uyarılarını takmaya niyeti yok: bu doğa harikasını bir daha kim bilir ne zaman ziyaret edebiliriz ki? İyi bak, oğlum Başar, iyi bak.

----------------------------------------------------
Bu blogda yayınlanan yeni yazıların size otomatik olarak e-postalanmasını isterseniz linke tıklayarak ŞİMDİ GEZELİM'e abone olabilirsiniz.

Canaima Selaleleri ( Venezuela )

Canaima selaleleri yaklasik 300 metrelik genisliginde. Selalelerin dokuldugu noktada buyukce bir golcuk olusuyor. Canaima golcugunun kiyilari kumlu yapida ve plaj olarak populer.


Kaldigimiz kamptan yuruyerek selalelerin uzerinde, altinda ve arkasinda dolasmak mumkun. Ozellikle selalelerin arkasindan yurumek cok farkli bir tecrube. Saniyede akan tonlarca suyun kulaklari sagir eden gurultusunu mu, yoksa selalenin aktigi yerin arkasinda insanin ayaklarini yerden kesecek kadar hizlik esen ruzgari mi , yoksa kasirga siddetindeki yagmuru mu tercih ederseniz? Selale arkasinda yurumek hepsini birden ayni anda tecrube etmek demek.
Selale arkalarinda patikaya gerilen ipler isinizi biraz kolaylastirsa da cidden ayaklariniz yerden kesiliyor.

Hem Angel selalesi hem Canaima selaleleri etkileyici ve guzel yerler. Denk duserse gormek icin nasil planlama yapmak lazim? Bir sonraki yazida...

Bir killometre yuksekligindeki selale: Angel ( Venezuela)




















Resmi adi “ Bolivarci Venezuela Cumhuriyeti” olan Venezuela'nin Bolivar eyaletinin Bolivar sehrinde Bolivar meydanina cikan Bolivar caddesindeyim. Guney Amerika'da bagimsizlik mucadelesini baslatan Simon Bolivar ne kadar seviliyor degil mi? Ya da vur deyince oldurmek bu mu?


Ciudad Bolivar, Orinoko nehri kiyisina kurulmus bir sehir. Sehrin kurucusu -bildiniz- Bolivar. Nehrin daraldigi bir noktaya -ki genislik 300 metreye dusuyor- sehir kurulmus. Bizim nehirlerle karsilastirildiginda , neyse karsilastirmayalim, buyuk bayagi buyuk. Plaza Bolivar ve Paseo Orinoco disinda sehirde ilgi cekici ve hos bir bolge yok. Neyse biraz sehirde turlayip yola cikacagiz. Bugun gidecegimiz yer 1930 larda bulunan bir selale. Bir kilometre yukseklikten dusmeye basliyor ( muhendisler icin not : tamaammm kesin rakam isterseniz 974 metre). Gitmesi de gormesi de bir dert, ne duruyoruz o zaman, simdi yol zamanidir.

Bolivar sehrinden Angel selalesine ( ki ismini onu bulan Amerikalidan Jim Angel aliyor) gitmek icin illaki ucak sart. Niye mi? Bolgeye giden hicbir yol yokta onun icin. Ilk once Canaima milli parki merkezine inip oradan kayikla sonra da yuruyerek Angel selalesine gidecegiz.

Canaima'da kucuk bir havaalani oldugu icin 5 kisilik pirpir ucakla Bolivar'dan yola cikiyoruz. Pilotumuzun omuz ve bas sallama tikleri var, birden omuz ve bas sallamaya baslayip sonra duruyor, uc dakika sonra yine. Ozellikle pilotun yanina oturan yolcu ( ben) icin garip bir durum. Bir saatten biraz fazla suren bir ucus sonunda Canaima'ya iniyoruz. Bizi Angel selalerine goturecek olan tur lideri karsiliyor. Yarim saat sonra baska ucaklarla gelenlerle birlilkte nehir kenarina kamyonla gidiyoruz. Buradan can yeleklerini takip kayiga biniyoruz ve keyif basliyor.


Birden yukselip tepesi masa gibi duz olan daglara “tepui” adi veriliyor. Biz kolayimiza gelen sekliyle “masa dag” diyelim. Canaima bolgesinde yuksekligi sifirdan birden 2500 metrelere cikan bir cok masadag var. Genis bir nehir dusunun, kiyilar birer kilometre derinliginde cok ama cok sik orman ve arkasi 2.5 kilometrelik bi duvar. Bu duvarin ust noktalarindan asagi selaler akmaya basliyor, yol boyunca onlarca yuzlerce selalecik goruyorsunuz. Masadaglarin tepesi kirac falan degil, agaclik yesil. Bu ortamda insanin dogadaki yerini anliyorsunuz, kucuk cok kucuk hissediyorsunuz.

Nehrin akis yonunun tersinde yol aliyoruz. Yagmur mevsimi yeni basladigi icin yer yer su derinlig az. Bot surucusunun buralardan yuzlerce kez gectigi belli, herhangi gorunur bir sebep olmaksizin yon degistiriyor, doksan derece aciyla kiyidaki agaclara donuyor, agac dallarini buyuk bir hizla yalayarak ve altimiz kayalara az da olsa carparak ilerliyoruz. Nehrin bazi bolgeleri merdiven gibi. Suyun seviyesinin azaldigini goruyorsunuz ve siz bu merdivenin asagisindasiniz. Surucu buyuk bir maharatle botu son surat su merdivenlerinden birer birer yukari cikariyor. Yaklasik dort saat suren yolculugu islanmadan bitirmek ancak en ondeki iki siranin kismeti oluyor, diger alti sira sicrayan sulardan bol bol nasipleniyoruz.

Angel selalesi bir masadagin ardindan muhtesem bir sekilde beliriyor: yukarida selaleden akan su yolda karakter degistiriyor. Ortalarda bir sis halini alan su, yere yakinlasinca bir bulut gibi gozukuyor, ancak gelen su damlaciklari kayalara carpinca aslinda bir selale oldugunu hatirliyor ve su haline geri donup akiyor. Nefis bir goruntu.

Bir saatlik bir tirmanis sonrasi selalenin suyunun yere carptigi bolgeye variyoruz. Burada kucuk bir gol olusmus ve yuzmek mumkun. Yuruyusun tum yorrgunlugunu Angel selalesi sularina birakiyoruz. Selalenin dibinden asagidaki buyuk nehir gozukmuyor, sadece karsidaki masadaglardaki ormanlar ve diger alti selale. Hava kapanyor. Karsiki daglarda ise baslayan yagmuru gorebiliyoruz.

Gunes bulutlarin arasinda sizip bicok noktada yuzunu gosteriyor. Yuzdugumuz golcugun uzerine gunes isinlari gokkusagi yaratiyor. Hayranlikla gokkusagini seyrederken karsidaki daglarda baska bir gokkusagida daha cikiyor. Yesil daglar, gri gokyuzunde hapsolamayip kacan gunes isinlari, iki gokkusagi, buyukuguye kendine hayran birakan masadaglar, insani kendine getiren serin bir su ve ustumuzde bir kilometreden gelen Angel selalesi. Hayat guzel sey!

Selaleden asagiya inmeye basladigimizda karsiki daglarda gordugumuz yagmur bize ulasiyor. Uzerimde yagmurluk oldugu halde tamamen islanmam bir kac dakika suruyor: ya yagmurdan yada sicaktan siril siklam oluyorsunuz. Kamp yerimize vardigimizda hepimiz ustumuzu degistiriyoruz. Geceyi gecirecegimiz kampta hamaklarda uyuyacagiz. Boceklere karsi hamaklar sineklikle ortuluyor. Jeneratorun sagladigi isik esliginde aksam yemegimizi yedikten sonra tur lideri isiklarin sondurulecegini bildiriyor. Gece yattigimizda saat henuz sekizi gosteriyor.

Yagmur sabaha kadar hiz kesmeden devam ediyor. Yagmur, orman ve yagmur ormani kavramlari burada tam kafama yer ediyor. Yagan yagmurun serinlettigi hava sabaha karsi iyice serinliyor, hamakta battaniyemi hem altima hem ustume cekiyorum.

Sabah Canaima'ya donus icin bota biniyoruz. Yine mukemmel bir manzara esliginde ama daha hizli olarak Canaima'ya ulastigimizda herkesin agzi kulaklarinda. Sonra Canaima selalelerine gitmek icin hazirlaniyoruz. O da yarina... gorusmek uzere....

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...