16.07.2008

Doga ve Heyecan Tutkunlarinin Cenneti: Yeni Zelanda



Yeni Zelanda iki ana adadan olusuyor. Bu yazida Guney adasinda Christchurch'te baslayip genis bir daire cizerek sonlanan gezimi anlatacagim. Once biraz bilgiyle baslayalim.

Yeni Zelanda hangi kitada? Okyanusya ya da Avusturalya? Ikisi de hayir. Antartika ? O da hayir. E geriye Kuzey ve Guney Amerika ile Avrupa ve Asya kaliyor ki onlar da mumkun degil. Yeni Zelanda tamamen suya gomulu Zelandiya kitasinin su ustundeki tek bolumu, onun icin kita siniflandirmalarinda istisna olarak adlarindan soz ediliyor.


Ulke topraklarinin buyuk kismi iki adada, isimleri pek hayalgucune yer birakmiyor: Kuzey ve Guney adalari. Ulke topraklarinin buyuklugu hemen hemen Turkiye'nin ucte biri. 4.2 milyon insan yasiyor. Buna karsilik 45 milyon koyun var.


Son bes senede 400 bin gocmen almislar, nufusun %10 artmasi lazim degil mi? Degil. 400 bin kisi gelmis, 350 bin kisi baska ulkelere ( basta Avusturalya ve Ingiltere'ye) gocmus.



Ada sakinlerinin atalarinin cogu Ingiliz. Ulkede hemen goze carpan bir Ingiliz etkisi sozkonusu: Trafik isaretleri, insanlarin yuzleri, adetler, yerel yemeklerin yavanligi hep ayni. Ingilizlerden sonra yerel etnik grup Maori'ler nufusun yaklasik %15'ini olusturuyor. Ingilizlerin yuzlerce kolonisi arasinda onlara en cok cektirenler Maoriler olmus, senelerce yenememisler. Bugun kendi partileri var ve dilleri ikinci resmi dil olarak kullaniliyor. Nufusun %5 kadari Dogu Asya'lilar. Parali Cinli ve Korelilere gocmen izni verilmis. Onlarda buyuk sehirlere yerlesip hemen bakkal, temizlikci, etnik lokanta sektorunu ele gecirmisler.




Tamam mi? Aldik mi gerekli bilgileri. Aldik, simdi yola cikabiliriz. Ilk durak Christchurch.


Christchurch, cok tipik bir Ingiliz kenti. Bahceli evler, bakimli sokaklar, genis parklar ve tabi Ingiltere'den sokak isimleri. 360 binin bulan nufusun icinde kimler yok ki, ana caddelerden Manchester ve Gloucester uzerinde yururken Cin, Vietnam, Hint, Turk, Banglades, Fransiz , Ingiliz, Yeni Zelanda lokantalari goze carpiyor. Sehrin ucte biri yesil alan, feraaaaah. ..Ta, hava kapali. Kis icin normal olan gri bulut, yagmur, ruzgar uclemesi “her mevsimi yasiyoruz” oveunmesi icindeki yereller icin iyi guzel de, iki hafta vakti olan bendeniz kis turisti icin iyi degil. Christchurch, Guney adasinin en buyuk sehri ve dogu kiyisindaki turizm merkezi. Buradan her turlu tur ve aktivite icin ucuza organizasyon yapmak mumkun. 2 saatlik mesafede bir daire icinde kayak, balina seyretme, ucaktan tandem atlama, magara gezileri, yunuslarla yuzme, balon seferleri yapmak mumkun. Hava kotu olursa da benim gibi takmayin, iyi film gosteren kucuk sinemalar var, dalin birine.



Christchurch'ten bindigim tren Alp daglarini asarak ( evet Ingiliz isimlerin yaninda Avrupali yuzey sekillerinin isimleri de ithal edilmis) Guney Adasinin bati kiyisindaki Greymouth'a varacak. Geceleyin don oldugu icin yerlerde buz var. Tren hareket ederken gunes yuzunu gostermeye basliyor. Genis ekili ovadan beyaz sisler yukselmeye basliyor. Alp daglarina tirmanmaya basladigimida cevremiz ilk once agaclaniyor sonra yukseldikce cirilciplak kaliyor. Vadilerden, tunellerden ve koprulerden gecerek giderek daha cok yukseliyoruz. Arthur gecidi civarinda durup trene iki lokomotif daha ekleniyor, daha dik olan bolume girmeden once gerekli bir ekleme. Arada cok kucuk yerlesim birimlerinde duruyoruz, makinist anons ediyor: “ Buranin nufusu yaklasik 30, ana gecim kaynaklari odunculuk. Simdi gececegimiz istasyonda eskiden 5 kisi yasardi, simdi yasli bir adamla kopeginden baska kimse yok”. Cok guzel manzaralar esliginde keyifli bir 4 saatten sonra Greymouth'a variyoruz.



Greymouth, eskinin madenci sehri. Halen ic kesimden gelen komurun ana transit noktasi. Hostel'e yerlesip biraz oyalaniyorum. Saat 5 gibi sehrin ana caddesine indigimde sasiriyorum, her yer kapali. Dukkanlar saat 4 gibi kapanmaya basliyor, saat bes gibi acik yer neredeyse kalmiyor lokantalar haric. Lokantalarda saat 9 gibi kepenlerini kapatiyorlar. Sehrin civarinda yuruyus rotalari ve magaralar disinda pek gorulecek/yapilacak bir sey yok. Yakindaki Franz Josef buzuluna gecmeye karar veriyorum.





Sabah deli gibi yagan bir yagmur beni uyandiriyor, “iyi ki Greymouth'ta kalmamisim iceride ne yapilir ki? “ derken Franz Josef'te beni daha cok yagmurun bekledigini bilmiyorum tabi. Yolda Hokitika, Ross gibi eskinin altina hucum gunlerinde kurulmus kasabalarda duruyorum. Cok sakin, denizden devamli esen ruzgarin erittigi kumsallara sahip, bakimli kasabalar. Ogleye Franz Josef “kasabacigi”, Yeni Zelandalilar township diyor bizde kasabacik diyelim,'na variyorum. Nufusu 100 kadar. Sadece bir benzin istasyonu, bir market ile on kadar lokanta ve yirmi civari otel, hostelden ibaret. Kurulus amaci yakindaki Franz Josef buzulunu ziyaret edenlere hizmet etmek. Buradaki tur acentalari ile isterseniz buzulda yuruyebilir, yakindaki yagmur ormaninda turlayabilir, helikopter ile ucabilirsiniz. Ya da benim yaptigim gibi irmak kenarinda uzun bir yuruyese cikabilirsiniz. Ozellikle yagmurdan goz gozu gormezken yapmanin zevki bir baska oluyor, islanacagim diye korkmuyorsunuz, ilk 2 dakikada islanacak yeriniz kalmiyor.


Franz Josef'ten sonra sirada “adrenalin sporlari baskenti” Queenstown var. Sehri ilk kuranlarr manzarasi bir kraliceye layik oldugu icin Queenstown adini vermsler. Valla haklari var. Biz kursaydik Padisahkent, Sultansehir falan adini verirdik herhalde ( Bu durumda Sultanhamam isminin anlamini merak eden var mi?). Dort tarafi daglarla cevrili bir golun kenarina kurulmus Queenstown. Queenstown'da adrenalin tutkunlarinin secenekleri cok: dunyanin ilk ticari bungy jumping sirketi ve koprusu, tandem parasut, snowboarding, helikopterden atlayarak dagin zirvelerinden asagi kayak yapma, kanyonlarda hizli botla dolasma, kanyonlarda iple salinma vb. akliniza gelen ya da gelmeyen hiperaktif bir suru imkan var. Queenstown'da sehir icinde ve teleferikle cikilan tepede dolastiktan sonra golde bir gezi teknesine binmek icin kiyiya gidiyorum, kar basliyor. Himm, somino atesi onunde kitap okumak daha cekici. Kis festivali zamani oldugu icin her yer tika basa dolu. Bir gun daha kalip guzel manzaranin keyfini golu goren degisik kafelerde surdukten sonra sabah otobuse biniyorum. Gece yagmaya baslayan kar on santimi bulmus, sehrin cikisina gidince sasiriyoruz: Queenstown'a butun cikis yollari kapali. Kar ancak on santim, gelismis bir ulkede onemli bir turizm merkezi nasil dunyadan kesilir demeyin. Oluyor. Bizde benzeri olunca da fazla takmayin, heryerde oluyor iste. Bende fazla takmadim, otobus sehre geri dondu, bende gol kenarindaki kafede cam kenarindaki yerime dondum. Ogleden sonra yollar acilinca Iskoc sehri Dunedin'a gectim.



Dunedin, Iskoc gocmenler tarafindan Edinburgh kenti “kopyalanarak” kurulmus. Sehrin plani ve cadde isimleri Edinburgh'un ayni. Hatta havasi bile: ruzgar, yagmur vs. Artik islanmaya alistigim icin olsan gerek, havaya aldirmadan geceleyin sokaklari arsinliyorum. Ben yaptim, siz yapmayin diye soyluyorum: Yeni Zelanda'da gorulecek esas sey doga, sehirler vasat.


Dunedin'den sabaha Tekapo golune dogru yollaniyorum. Tekapo golune gelirken gecilen bolgeler “ Yuzuklerin Efendisi” filminde savas sahnelerinde kullanilmis. Bir otobus dolusu yuzuklerin efendisi turu yapan turist ve onlarin beyaz sakalli rehberi Gondof ile karsilasiyoruz (tamam takma sakal yav).


Tekapo golunde yine muhtesem manzarali bir hostelde kaliyorum. Ben bu isi anlamadim, iki adim otede bes yildizli otel ve yaninda benim kaldigim hostel. Ikisi de ayni manzaraya bakiyor, ikisi de rahat. Biri geceligi 18 YTL digeri 210 YTL. Gelde Yeni Zelanda'nin Sirtcantali turizm altyapisini sevme. Ben sevdim.


Lake Tekapo'dan sonraki durak dairenin diger ucu Christchurch. Guney adasi turum bitti ya, hava bir guzel bir guzel. Bende havaya inat Christchurch'de fazladan iki gun harciyorum. Bahceler, tepeler, guzel manzaralar: bildik Yeni Zelanda canim:)


Bir sonraki durak dunyanin en yasanabilir besinci kenti secilen Auckland. Gorusmek uzere,

13.07.2008

Yoldan Portreler: Tam Breziyali Erosta

Erasto ile Venezuela'da karsilastik. Benimle ayni is kolundan ( Telekom) ustelik eski rakiplerimden birinde olunca konusacak cok sey cikti. Konusmanin ana ozeti “butun bu Cinlileri asmak lazim, yoksa issiz kalacaz”. Erasto, 35 yasinda bir Brezilyali. Telekom satis yonecisi olarak calisiyor. Her zaman iyimser ve neseli gorunuyor. Bunu satisci olmasina bagliyor: “ iyimser olmazsam bir satis icin iki sene beklerken nasil dayanirim?'. Erosta ile Cinlileri cekistirmemiz bitince iki soruyu ona da sordum. Tipik Brezilyali cevaplari aldim.


-Erasto, sence hayatta en onemli uc sey nedir?


Bir satisciya bunu sormadan da bilmen lazim ama neyseki rakip firmadansin, affettim. Ilk oncelik para. Para sana ozgurluk ve secenek verir. En onemli sey. Eee paran olunca onu harcamadan durulmaz, erkekler kendine parayi bir yere kadar harcayabilir. Hayatta ikinci onemli sey kadinlar. Kadinlar olacak ki parani harcayacaksin, degisik seyler yasayacaksin. Paranm varsa kadinlarda etrafindaysa hayatta en onemli ucuncu sey otomatiktir: eglence. Bu dunyaya aci cekmeye degil zevk almaya geldik. Eglenecegiz.


-Erasto, bugune kadar ogrendigin en onemli sey nedir?


-Insanlara iyiysen onlarda sana iyi oluyorlar. herkesin iyi davranilmaya ihtiyaci var, en ketum gozuken insanin bile. Herkesle iyi olmak lazim. Ama bir gun kaynanam olursa fikrimi degistirebilirim. Tabi o baska bir ogrenim olur.

12.07.2008

Yoldan Portreler: Ilk kitabini yazmak icin yollara dusen Azuz

Azuz, 56 yasinda bir buyukbaba. Iki torunu var, fotograflarini gururla butun hosteldekilere gosteriyor. Azuz, Kanada vatandasi ama Cezayir asilli. Cezayirde gencligini gecirdikten sonra senelerce Fransa'da calismis, Cezayir'deki ic savastan oturu Kanada'ya gocmus.. Torunlarindan sonra sira dort cocugunun ne yaptiklarini anlatmaya geliyor, tut tutabilirsen Azuz'u. Konu Cezayir'e gelince biraz mahsunlasiyor, ama yazdigi kitabin konusu sorulunca yine aciliyor. Gecenin gec saatlerine kadar bana Cezayir'de baslayip Guney Amerika'da sonlanan kitabini anlatiyor, Kolombiya'ya bunun icin gelmis: arastirma yapiyor.


Azuz, hayatta en onemli uc sey nedir?


En onemli sey , sevgi. O olmadan hicbir seyin onemi yok. Birini seveceksin, o da seni sevecek. Aileni seveceksin, arkadaslarini seveceksin, kalbin bos kalmayacak. Ikincisi, arkadaslar. Hayat yalniz gecirmeye gelmez. Hayati paylasacaksin, etrafinda kafa dengi arkadaslarin olacak. Ucuncusu ise Tanri. Seni yaratani unutmaycaksin, dua edeceksin, sukredeceksin, birgun ona donecegini bileceksin.


Su ana kadar hayatta ogrendigin en onemi sey nedir?


Hicbir sey kesin degil. Dert etmeye gelmez. Yarin dusup olmeyecegi yada piyangodan en buyuk ikramiyeyi kazanip kazanmayacagimi bilmiyorum. Bilemem. Bir tek tanri bilir. Benim yapabilecegim en iyi sekilde yasamaya calismak ve henuz olmamis seyler icin asla uzulmemek.



Yoldan Portreler: egitimci Jim


Jim, 48 yasinda bir Amerikali. Eskiden bir petrol sirketinde ust duzey yonetici imis. Evine daha yakin olmak istedigi icin birakmis, simdi eyaletindeki ogretmenleri uluslararasi iliskiler konusunda egitiyor. Yaz kurlari duzenliyor, egitim programlarini yapiyor. Ona Ekvador'da iki oglu ve esi ile birlikte tatil yaparken rastladim.


Jim, sence hayattaki en onemli uc sey nedir?

Birincisi aile. Ikincisi saglik. Ucuncusu cevrenle sahip oldugun iliskilerin. Iliskiler deyince sadece aileni kastetmiyorum, arkadaslarin, tanidiklarin, akrabalarin hepsini birden katiyorum. Iliskilerini ne kadar iyi idare edersen hayatta o kadar basarili oluyorsun, insani iliskileri batiriyor ya da cikariyor.

- Peki hayatta su ana ogrendigin en onemli sey nedir?

Olaylara yaklasimin cok onemli. Sana bir Amerikan deyimini kullanarak cevap vereyim: “ Hayat sana limon sunarsa, limonata yapmasini bileceksin”. ( Not: ABD ingilizcesinde limon istenmeyen kotu mal anlaminda da kullanilir). Hayatta bir suru kotu sey basina gelebilir, farki yaratan olaya nasil yaklastigin. Bir probleme bastan bu cozulemez dersen, cozulemez. Cozulur dersen, sansin var. Dedigim gibi olaylara bakis acin cok ama cok onemli.


11.07.2008

Yoldan Portreler. Evi Amerika'da Kalbi Venezuela'da biri ; Jose

Jose, 39 yasinda,Iki cocuklu, bosanmis bir baba. Teksas merkezli bir petrol sirketinde denetim bolumunde. Kendi deyimi ile “ dogma, buyume Venezuela'li, ama beslenmesini ABD saglamis” . Universite'de okumak icin 15 sene once geldigi ABD'de master yapip kalmis olmaktan memnun, ' Venezuela iyiye gitmiyor, her gidisimde daha kotu buluyorum” diyor. Ama yinede Venezula'dan vazgecmiyor.

  • Jose, sence hayattaki en onemli uc sey nedir?

Birincisi saglik. Bunun nedenlerini anlatmama herhalde gerek yok. Ikinci onemli sey, egitim. Ben eger egitim almasaydim, halen Venezuela'da simdi yasadiklarimin cok azina kanaat ederek hayatimi gecirecektim. Egitim benim yasamimi degistirdi, hayata nasil baktigim ABD'den once ve sonra iyi yonde farkli. Ucuncu onemli nokta ise bir yere ait olmak. Onca sene sonra ben yine Venezuela'liyim. Su anda nasimizdaki adami bir kenara koyalim, onun disinda Venezuela'yi seviyorum. Ait oldugum yer orasi, Amerika'yi da seviyorum ama ait oldugum yer orasi.

  • Peki Jose, hayatta ogrendigin en onemli sey nedir?

    Isim nedeniyle cok seyahat ettim, degisik insanlar gordum. Ogrendigim en onemli sey hepimiz aslinda ayni oldugu. Bir Amerikali ile Ekvadorlu cok degisik yasam stillerine sahip olabilir, cok farkli sekillerde para harcayabilir, ama oz ayni: ayni seyleri istiyoruz. Saglik istiyoruz, egitim istiyoruz, aile istiyoruz, sevmek , sevilmek istiyoruz. Yuzeyi gecelim, temelde insan olarak hepimiz ayniyiz.



10.07.2008

Yoldan Portreler: restoran yoneticisi Akira


Akira. 53 yasinda, Tokyo'da restoran yoneticiligi yapiyor. Her sene dort hafta yalniz yasina seyahata cikiyor. Sakin tavirlari ve devamli soru sormasi ile dikkat cekiyor.

-Akira, hayattaki en onemli us sey sence nedir?


Birincisi aile. En cok vakit ayirdigin, seni en cok sevindiren ya da uzen insanlar. Aile sana sonsuz mutluluk ya da sonsuz keder verebilir. Evde ailesiyle iyi olan biri hayatta avantajlidir. Ikincisi kanaatkarlik. Her zaman daha fazlasini istemek ve almak seni mutlu etmez. Elindekinin kiymetini bileceksin, sukredeceksin. Her zaman komsuna yetismeye calismayacaksin, elinden gelenin en iyisini yapacaksin ama sonuclarindan da memnun olacaksin. Ucuncu onemli sey, yararli olmak. Yaptigin islerde bakacaksin, bunun benden baskalarina yarari var mi diye. Sadece kendine degil, baskalarina da yararli olmak icin ugrasacaksin. Herkes bunu yapsa simdikinden cok daha iyi bir dunyada yasariz.

-Peki hayatta su ana kadar ogrendigin en onemli sey ne?

Hayatta ogrendigim en onemli sey ise insanin dini inanislarinin materyalizmin yarattigi bir cok soruna care olabilecegi. Her sey para degil, bazi seyleri hicbir zaman parayla olcemezsin.

09.07.2008

Yoldan Portreler: ismiyle titreten Tito Castro


Tito Castro, Isla Taquila´da bizim rehberimizdi. Ilk once herkes gibi isminin nereden geldigini sordum. Babasi sosyalizme gonul vermis. Diger kardesinin adida ¨Fidel Castro¨. Buna karsilik Tito´nun politika ile hic ilgisi yok. Alti ay turist rehberligi yapip, alti ay koyunde yasiyor. Koyde yapacak isleri erken biterse turizme daha cok vakit ayiriyor. Kendisinin etnik kokeni Aymara, bununla gurur duyuyor ve kulturunun yok olmamasi icin calisiyor.


Koy meydaninda otururken kendisine sordum.


- Tito, sence hayattaki en onemli uc sey nedir?


- Sana eski Inka kanunlari ile cevap vereyim. Ama sua (calma), ama quella (yalan soyleme) ve ama llulla (tembellik etme). Binlerce yillik kanunlar ama toplum yasaminin temeli, halen gecerliler. Ilerideki binlerce yil boyunca gecerli olmaya devam edecekler. Bu uc kanun cok onemli cunku insanca yasamak istiyorsak bu kanunlara tam olarak uymak zorundayiz. Biz bir ara bunlari unuttuk, Latin Amerika´nin bu hale dusmesinin sebebi de budur zaten.


- Peki, hayatta ogrendigin en onemli sey nedir?


- Kendimi butun kimligimle kabul etmek. Ben bir Aymara ýim. Bakma burada batili giysilerle karsindayim, koyumde oyle degil, geleneksel giysilerle dolasirim. Bir ara yurtdisina gidip orada calismak istedim, daha cok para kazanmak, sizin gibi daha cok esya sahibi olmak icin. eee, gitsem ne olacak? Amerika´da . Ispanya´da tuvalet temizleyecegim. Niye? Ben kendi toplumumda, bir Aymara olmayi ve bundan gurur duymayi ogrendim. Ondan sonra hayat kolaylasti.

08.07.2008

Yoldan portreler: Evlenir evlenmez solugu yolda alan Annemarie ve Ray


Ray ve Annnemarie, kendi deyimleriyle otuz yasina varmalarina korkulacak kadar az zaman kalmis bir cift. Gecen sene evlenir evlenmez her ikisi de islerinden istifa edip dunya gezisine cikmislar. Ben onlara Bolivya'da rastladigimda evlilikte onalti, gezide onbesinci aylarina giriyorlardi. Onlara da sorularimi sordugumda, ikiside ayri ayri bir solukta cevap verdiler, sonra verdikleri cevaplarin hemen hemen ayni olduguna dikkatimi cekip “iste bunun icin evlendik” dediler.

-Sizce hayattaki en onemli uc sey nedir?

  • Birincisi aile. Ne olursa olsun senin yaninda olan insanlarin olmasi cok onemli. Aile bunu karsiliksiz saglayan tek yer. Sonra ev cok onemli. Ev dedigimde tugladan yada buyuk kucuk bir catidan bahsetmiyorum. Kendin olabildigin, kendine vakit ayirabildigin ve istedigin zaman yalniz kalabildigin yerden bahsediyorum. Sonuncu olarakta nasil dusundugun, yaklasimin onemli. Ayni olaya cok kotu olarakta bakabilirsin, cok iyi olarakta. Sefil yasamak yada iyimser olmak senin elinde.


  • Peki su ana kadar hayatta ogrendiginiz en onemli sey nedir ?

  • Kendini fazla ciddiye almayacaksin. Insanlar kendilerini fazla ciddiye alip kafalarindaki modele uymak icin cok ugrasiyorlar, kendilerini mutsuz ediyorlar. Hayatta en iyi gunlerinde bile dusebilecegini bileceksin. Her zaman en iyiyi bildigini zannetmeyeceksin. Hayatta vazgecemedigimiz bir cok sey aslinda bos.


07.07.2008

Guney Amerika'da son duragim: Santiago ( Sili)


Ogrenciler ogretim harclarini protesto etmek icin yuruyorlar, tepeden tirnaga zirhli polisler bellerinde gaz maskeleri ogrencilerin karsisinda bekliyorlar. Iki sokak otede su sikan panzerler pusuda, ogrenciler gelirse iyice islanacaklar. Esnaf ve halk ilgisizce polisin ve protestocularin yanindan geciyor. Aksama daha iyi, daha fazla demokrasi istemi icin bir konserin ve katilan unlu solcu sarkicilarin resimleri duvarlari susluyor. Tip fakultesi duvarlari sosyalist genclik tarafindan kapitalistlere sovmek icin kullanilmis. Otobuse yetismek icin insanlar kostururken ayakkabi boyacilari gecenlere “parlatalim mi?” deyip duruyor. Isportacilarda mendil, sapka, eldiven, sakiz, seker, vb bir suru sey var. Ara sokaklardan birine giriyorum, sadece muslukcular var, yandaki sokakta perdeciler, yandaki sokakta ayakkabi tamircileri. Bu kadar tanidik goruntulerin oldugu yer aslinda bize oldukca uzak, Santiago'dayim. Santiago, Silinin baskenti, ekonomik ve kulturel baskenti. Oyleki Sili Santiago'dur, Santiago Sili'dir halkin diline yer etmis bir deyim.

Santiago'nun dogusunda And daglari var. Kafanizi kaldirdiginizda And daglarinin karli tepeleri sizi selamliyor, hava kirliligi izin verdigi olcude. Sehrin buyukce, modern bir metrosu, iyi bir ulasim altyapisi ve her buyuk sehirde oldugu gibi is gidis gelislerinde insani cildirtan trafigi var. Basbakanlik ve Disisleri konutlarinin yeraldigi Anayasa, Ozgurluk ve Italya meydanlarinin cevresi tamamiyla yaya yolu ve guzel duzenlenmis. Sehrin ana alisveris caddeleri buraya yigilmis durumda. Bize benzerliklerinin yaninda elbette bir cok farkliliklari var, ama benzerlikleri debayagi fazla. Ek olarak sokakta yuruyen ortalama bir Sili'liyi alip Turkiye'de sokaga koysam kimse yabanci oldugunun farkina varmaz.

Biraz da sehrin icinde soyle bir secmece yaparak turlayalim.

Pino Nio, Bellavista mahallesinde geceleri yeme icme mekani, yerel halkin tercih ettigi bu mekan her daim dolu. Kaldirima atilan masalarda gecenin gec saatlerine kadar eglence suruyor. Caddenin ucuna dogru tatlicilar masadan yeni kalkanlarin seker ihtiyacini karsilamak icin siralanmislar, gorunuse gore cok ama cok seker lazim.

San Lucia, sehir merkezinde bir kayanin tepesine kurulmus eski bir kalenin kalintilarinin uzerine yapilan yenice binalar ile kucuk ve guzel bir parktan olusuyor. Darwin buraya ugradiginda neler gordugunu yazmis, o da San Lucia'da sunumda.

San Cristobal, Santiago'nun nefes aldigi yer. Merkezden teleferik veya finukeler ile kolayca ulasilan bu tepeyi tam dolasmak alti saatimi aliyor. Asagida sehrin kirli havasi And daglarini gorunmez kilarken en azindan bu parktan manzaranin tadi cikiyor.

Ana alisveris caddesinin yanindaki “ Ana Market” in ilk binasi Cicek Pasaji tadinda balikcilarla dolu. Irmagin otesindeki kapali pazar yeri ise hemen her yiyecegin diger magazalara gore ucuza bulunabilindigi tezgahlardan olusuyor.

Sonuc olarak: Santiago, kolay yasanip gezilebilecek buna karsin fazla akilda kalmayacak guzelliklere sahip bir kent.

Santiago, Guney Amerika'daki -simdilik- son duragim. Bes ay once ABD'den baslayip, Karayipler, Orta Amerika uzerinden Guney Amerika'ya inerek suren dunya gezim , simdi Yeni Zelanda'dan devam edecek.. Hadi daha cok gezelim :)

Mp3'de bir doz Gotan Project hemen arkasindan iki doz Stadium Arcadium ( Red Hot Chili Peppers), yemeklerden sonra bol Casillero del Diablo ile.

04.07.2008

Angel Selalesine ( Venezuela) nasil gidilir?

Ilk once daha once bu blogda anlattigim sekilde Venezuela'nin baskenti Caracas's ulasmaniz gerekiyor ( http://www.simdigezelim.com/2008/05/karayipler-orta-amerika-ve-guney.html ) . Eger Schengen vizeniz varsa ozellikler Frankurt ve Avusturya'dan gelen direktu ucuslara bakmanizi tavsiye ederim. Bazi kampanyalarda bilet fiyatinin 450-500 Eurolara dustugu oluyor. Sansiniza kalmis bu ara 800 Euro gibi. Biletlerden once bakmaniz gereken onemli nokta mevsim: Venezuela'nin yagmur mevsiminde gitmeniz gerekiyor, aksi halde selalelerde az su olabilir ve nehirde yolculuk -su azligindan dolayi- cok zorlasabilir.

Diyelim Caracas'a ulastiniz, sirada Ciudad Bolivar var. Rutaca, Conviasa ve Aeropostal sik olarak bu sehire ucuyorlar, bilet 110 dolar civari. Tabi Caracas'ta otobuslede gelebilirsiniz, otobusle gelirseniz kutuplara gidermis gibi giyinin, soforlerin havalandirma ayari kavrami yok. Tropik ulkede donmayin.

Angel selalerine gitmek icin turunuzu onceden ayarlayabilirsiniz ya da son ana birakabilirsiniz. Son anda ayarlamak icin Ciudad Bolivar havalanini beklerseniz fiyat en az %10 duser: havaalaninda bu tur turlari yapan bes firmanin ofisleri yanyana ve rekabet yuksek.

Internetten veya telefonla yaptigini rezervasyonlarda fiyatin yukselmesi kacinilmaz. Sonucta butun turlar Canaima'da hemen hemen ayni kisileri kullaniyor, tek farklari fiyatlari. Iyi unu olan tur sirketleri olarak www.gekkotours-venezuela.de ve http://www.abenteuer-venezuela.de/eng/home%20eng.htm onerebilirim. Her ikisi de Venezula'ya yerlesmis Almanlarin yonettigi sirketler.

Iyi seyahatlar!