Colonia del Sacramento ( Uruguay)




Colonia del Sacramento, Uruguay'ın en popüler tatil merkezlerinden biri. Şehir Uruguay'ın geri kalan kısmı gibi 30 sene öncesini değil en az 50 sene öncesini anımsatıyor: eski ama bakımlı binalar, sakin sokaklar, miladını çoktan tamamlamış olması gereken ama inatla kullanılmaya devam edilen kamyonlar, zor giden ama güzel duran boyası en az 20 senelik arabalar.Colonia'yı asıl popüler yapan Buenos Aires'in tam karşısında olması. Şehirle Buenos Aires'le arasında İstanbul-Büyükada ilişkisi var diyebilirim. Sadece bir saatlik deniz otobüsü yolculuğu sonrası ulaşılabilen şehir haftasonları Buenos Aires'lilerin akınına uğruyor.
Uruguay-Arjantin arasında seyahat etmek için ( iki ülke vatandaşları için) sadece hüviyet yeterli olduğu için Arjantinlilerin gelmesi çok kolay. Arjantinlilerin bir başka gelme sebebi de kendi hükümetlerinin ekonomik sınırlamalarından kaçmak. Arjantin içinde döviz satın almak neredeyse imkansız olduğu için bir şekilde yurtdışı işlerinden para kazanan Arjantinliler dövizi ülkelerine götürmek yerine Uruguay'daki bankalarda saklıyor.


Ya da Uruguay'da ev satın alıyor. Arjantinliler Uruguay'da o kadar çok ev satın almışlar ki fiyatlar uzaya fırlamış, Uruguaylılar "ülkeyi yabancılar satın alıyor, kendi vatandaşımız evsiz kalıyor" deyip sınırlamalar getirmeye başlamışlar ama eşeğini alan Bor'u geçmişe benziyor: Colonia'da da Arjantinlilere ait çok sayıda ev var.


Biraz dinlenmek, sokaklarda dolaşıp yorulunca bir kafeye ilişip tembellik yapmak istiyorsanız bu şehir tam size göre. Ama taliplisi çok olduğu için kalınacak yer fiyatları cep yakıyor. Yine de Colonia için değer.



Colonia'dan hemen nehrin karşısındaki Buenos Aires'e geçiyoruz. O kadar çok Arjantinli buraya geliyor ki pasaport işlemlerini hızlandırmak için Arjantin pasaport kontrolünü Colonia'da iskele girişine koymuşlar. Uruguay'lı memur pasaportumu damgalayıp hemen yanında oturan Arjantinli memura uzatıyor, o da damgalıyor. İskelenin alt katı Uruguay üst katı Arjantin.
Deniz otobüsünde kocaman bir duty free bölümü var. Gemide niye duty free var? demeye kalmadan Buenos Aires'liler rafları talan etmeye başlıyor. Niye acaba? Onun hikayesini de Buenos Aires sokaklarında anlatayım. Vamos.

Uruguay'ın Başkenti Montevideo

Uruguay adını pek duymadığımız kendi halinde bir ülke. Ülkenin başkenti Montevideo da Uruguay'a tam yakışır şekilde: kendi halinde ve akılda kalacak fazla bir yeri olmayan bir şehir. 3.3 milyonluk Uruguay'ın  1.8 milyonu burada yaşadığına göre görecek birşeyler vardır diyerek caddeleri arşınladım şöyle bir.
"Her şehirde mutlaka akılda kalacak eskiden yapılmış bir eser olmalı" diye bir şart olsaydı, Montevideo buna uyamazdı herhalde. Şehir merkezi Plaza de Armas'da ve hemen onun arkasından limana uzanan büyük yaya bölgesinde kayda değer bir şey yok. Ama genelde güzel grafitiler ve sağa sola serpiştirilmiş resimler var.


Başka şehirlerde bulamayacağınız kadar yakın ve sık turizm bürosu var ama Montevideo'nun esas ilginç yanı binaları değil sokaktaki yaşamı. Mevsim yaz olunca sokağın ritmini de sıcaklık belirliyor.
Şu anda yaz aylarının en sıcak günlerini yaşayan şehirde yaşam sabah sekizde hızla başlıyor, saat ikiden sonra birden yavaşlıyor. Bir çok mağaza ve lokanta saat 2-3 ila 5-6 arası siesta  tatiline giriyor. Hatta bankalar ve devlet daireleri saat 3 gibi tamamen kapanıyor. Sokaklar boşalıyor, bir tek evsiz sokak köpekleri ve Türk turistler ortada dolaşıyor.


 Akşamüstü olunca boşalan caddeler tekrar hareketlenmeye başlıyor, ancak akşam 7 gibi caddeler tam yükünü tutuyor.  Latin Amerika'da adet olduğu üzere burada da akşam yemekleri geç başlıyor: saat dokuzdan önce lokantalar boş boş müşteri bekliyor. Sonra yavaş yavaş dolmaya başlıyor. Popüler lokantalar saat on gibi dolmaya başlayıp sabah ikilere kadar akşam yemeği servisine devam ediyor.












Şehirdeki turistik yerlerle ilgili en iyi bloğu Alper Daçe hazırlamış, onun sayfasına da uğramanızı tavsiye ederim:  http://alperbildiriyor.blogspot.com/2011/07/alper-uruguaydan-bildiriyor-montevideo.html. Buradan Colonia del Sacramento şehrine geçiyoruz.

Punta del Este ( Uruguay)

Uruguay, Güney Amerika'da kendi halinde bir ülke. 3.3 milyonluk ülkenin 1.8 milyonu başkentte diğerleri de ülkenin geri kalan kısmında dersem diğer kentlerin büyüklüğü ortaya çıkar. Punta del Este şehri Monteviedo'dan iki saat kadar uzaklıkta. Bu "şehrin" nüfusunun 9000 civarı olduğunu söylersem Uruguay'daki yerleşim birimleri hakkında genel bir fikriniz olur sanırım.

Punta del Este kendi küçük olsa da fiyatları cep yakan bir yer çünkü yazın Arjantin ve Brezilya'dan gelen binlerce ziyaretçinin akınına uğruyor. Lokantların çoğu yabancı ziyaretçileri sağmak üzerine çalıştığı için de herhangi bir mekanda sandviç yeseniz 20 dolardan başlıyor. Yani yazın gelmeniz cebinizin sağlığı açısından iyi değil. Yazın gelmezsek kışın mı gelelim?
O zaman da çok boş olur sanırım. En iyisi şehri kısaca bir turlayıp fazla zaman kaybetmeden Montevideo'ya geri dönmek.

Punta el Este küçük görünse de çevre ülkelerden gelenlerin emlak yatırımı için yarıştığı bir yer. Onun için şehrin bazı kesimleri silme gökdelen dolu. Buna rağmen yenileri hızla dikilmeye devam ediliyor. Neden mi? Arjantin o kadar kötü idare ediliyor ki parasını hükümetten kurtarmak isteyen Arjantinliler ne odluğuna bakmadan Uruguay'da emlağa giriyor. Aynı tip 2 oda 1 salon dairenin Arjantin başkenti Buenos Aires'te 60,000 USDyken Punta del Este'de 400,000 USD olması en çok inşaatçıları sevindirmiş olmalı. Neyse bu konuya daha sonra detaylı döneceğiz. Şimdi Montevideo'ya geçelim.



Arabayla uçtan uca Amerika


ABD, Atlantik kıyısından Pasifik kıyısına dört saat dilimini kapsayan kocaman bir kıtanın üzerinde oturuyor. Ülkede görülecek şeyler genelde doğu ve batı kıyıları boyunca sıralandığı için ABD'nin iç kısımları pek ziyaretçi almıyor. ABD'de mesafeler uzun olduğu için şehirlerarası yolculuklar için genelde uçak kullanmak mantıklı. Bir şehri gezmenin en iyi yolu taban tepmek olduğu gibi geniş bir ülkeyş gezmenin en iyi yollarından biri de yavaş yavaş araba kullanmak olmalı.

Yavaş yavaş değil ama uzun uzun araba kullanacağım geldiğinden herhalde ABD'yi uçarak değil de yerden geçeyim dedim. Bu kez ABD'nin güneydoğu ucunda bulunan Orlando şehrinden yola çıkıp Pasifik okyanusu kıyılarına arabayla geçeceğiz. Yolu fazlaca detaylandırmak yerine siz isterseniz nasıl ABD'yi boydan boya geçersiniz bilgilerini de ekliyorum.

Önce en temelden başlayayım: ABD'yi boydan boya geçmek için nereden, nasıl araba kiralarsınız?

ABD'de onlarca araba kiralama şirketi var. Fiyatları mevsime ve tatil günlerine göre değişiyor. www.hotwire.com sitesi en iyi araç kiralam fiyatlarını karşılaştırarak verdiği için iyi. Bu siteye bakarak araç kiralarına baktığımda en ucuz firma Hertz ( www.hertz.com) çıktı. Ama Hertz'in her ayrı lokasyonunda ayrı fiyat olduğu için aracı teslim alacağınız yeri iyi seçmeniz lazım. Örneğin aynı aracı New York JFK havaalanında teslim alırsanız günlüğü 105 USD, Orlando havalaanında 84 USD. Ama Orlanda havaalanından 15 kilometre ötedeki Hertz bayiine giderseniz günlük 34 USD. Böylece neden Orlando'dan yola başladığım ortaya çıkar sanırım. Bu fiyatların üzerine bir de kaza sigortası yaptırmanız lazım. Hertz günde 22 dolara herşeyi kapsıyor.  İnternet üzerindeki sigorta şirketlerinde fiyat 9 dolara kadar iniyor ama yazılanları iyi okuyun bazıları yanıltıcı.


İzlediğim rotada gecelemeleri şu şehirlerde yaptım:

Orlando, Florida
Pensacola, Florida
New Orleans, Lousiana
Dallas, Teksas
Tucumcari, New Mexico
Flagstaff, Arizona
Las Vegas, Nevada
San Diego, Kaliforniya
Los Angeles, Kaliforniya
San Francisco, Kaliforniya

Neden bu şehirler?

Bazılarında görülecek yerler var ( New Orleans, Lousiana gibi) , bazılarıysa 700 km yol yapınca dinlenmek için uygun noktada olduklarından dolayı ( Pensacola, Florida gibi)

Yol toplamda dur-kalk ve ara yollara gir, geri dön dahil 7700 km sürdü ve 12 günde sona erdi.

Nerelerde kalınır?

Amerika bir sürü zincir otel-motel var. Yol kenarlarında en fazla moteli olan ve fiyatları en iyi olanı Motel 6 ( www.motel6.com). Fiyatları 30 dolardan 55 dolara kadar gidiyor.


Başka gerekli bir şey var mı?

Özellikle şehir içlerinde GPS kullanırsanız rahat edersiniz, haritayı kurcalama derdini son veriyor.


Yol üzerinde beklemediğim kadar ilgimi çeken yer Tucumcari oldu. Ünlü Route 66 üzerinde yol alan bu küçük yerleşim merkezi en heyheyli günlerini 1950'lerde yaşamış. Ve aynen orada kalmış. Bugün Tucumcari'de herhangi bir dükkana girmek zaman tüneline dalmak gibi bir şey. Ama bu da başka bir yazının konusu.

Kiev ( Ukrayna)


Ukrayna'nın başkenti Kiev iki adım ötemizde olup fazla uğranılmayan yerlerden biri. Ülke 2012'de Türklere
vizeyi kaldırdığından beri daha fazla ziyaretçi çekmeyi başlamış. Genel olarak gezmek isteyenler için bu ara ülkenin en ilgi çekici yanlarından biri Ukrayna havayollarının düşük bilet fiyatları. Ben baktığımda Ukrayna'da bir iki gün durarak ABD'ye geçmek İstanbul'dan doğrudan geçmekten yaklaşık %30 indirimliydi. Hem Kiev'i görmek üstüne bir de indirim almak varken doğrudan ABD'ye uçulur mu? Siz de www.aerosvit.com a bir bakıverin , belki iyi bir fiyat denk gelebilir.



Kırk milyon nüfuslu Ukrayna'nın başkenti Kiev ya da yerellerin deyimiyle Kyiv'in nüfusu üç milyonu buluyor. Ülke 200 seneyi geçen bir süre Rus egemenliğinde kaldıktan sonra bağımsızlığını kazandığı için milliyetçi duygular biraz ön plan çıkmış. Politik olarak ülke her ne kadar batıya dönmek istese de Rus etki alanından kurtulabilmiş değil.



Ülkede ticaret yapanların şikayet ettiği en büyük iki sorun bürokrasinin çok yavaş ilerlemesi ve yolsuzluk. Buna rağmen ülkede iş yapan oldukça fazla sayıda Türk firması var. Özellikle tarım konusunda ülkenin çok büyük kaynakları var ama tam randımanlı olarak kullanılamıyor. 
Kyiv, şehir merkezi İkinci Dünya Savaşı sırasında tamamen yıkılmış ve sonra yeniden inşa edilmiş. Merkezin geniş, gösterişli ve ışıltılı caddeleri Kyiv'in geri kalan kısmını oluşturan gri Sovyet mimarisi ile tam bir tezat oluştursa da ikiside Sovyetler birliği zamanından yapılmış.

Şehirde bir çok park ve dinlenme alanı olsa da tadı daha çok bahar ve yaz aylarında çıkacak gibi. Dinyeper nehri kıyısı gerçekten güzel gözüküyor ancak ağaçlar kel olunca pek keyifli de olmuyor.

Kyiv'de kalınacak yer dışındaki fiyatlar Türkiye'den daha ucuz. Otel yerine bir hostelde kalarak daha ekonomik olarak şehri dolaşmanız mümkün.  Ukrayna mutfağı yerine başka bir şeyler denemek isteyenler için fırsatlar çok: Sovyetler zamanının bir mirası olarak Kyiv'de hatırı sayılır bir Ermeni, Gürcü, Rus ve Azeri azınlık ve bunlara ait işletmeler var. Kyiv'den ABD'ye doğru yola çıkıyoruz. 

Gazella Tur, Şimdigezelim, Bloggerlar ve Projeler



Gezi yazılarına bir parantez açıp beş sene önce yollarımız keşisen Gazella Tur'dan kısaca bahsedeyim dedim. Tuzim firmalarıyla değil de kendi başına seyahat eden biri olarak neden bir turizm firmasından bahsetmek istediğimi merak etmişsinizdir. Gazella Tur gezerler ve bu site için neler yapmış şöyle bir bakalım. 

İlk gözağrısı “binrota.com”:

binrota.com Gazella Tur’un yarattığı ve geliştirmiş olduğu bir web sitesiydi. binrota.com ister blogger olun ister sadece bir gezgin olun, gezip gördüğünüz yerleri, tanıdığınız lezzetleri, konakladığınız tesisleri ve gezi esnasında deneyimlediklerinizi anlatabildiğiniz bir gezi yazıları sitesiydi. Site belli bir süredir gezi yazıları yazan üyelerine kitap bile armağan ediyordu. Sonra başka kitapları hediye edeceğimize kendi kitabımızı çıkaralım dediler. İlk kitaplarını 4 sene önce çıkardılar. “Dünya Kadar Bilgi” isimli bu kitap 40 binrota.com üyesinin yazı ve fotoğraflarından derlenen, ülkeler hakkında kısa kısa bilgiler içeren bir kitaptı.
Ne yazık ki Gazella Tur bir süre önce binrota.com’un yayın hayatını durdurma kararı aldı ve siteyi aktif üyelerden birkaçına armağan etti. Sitenin şimdiki adı kendingez.com

Sonra “Şaşırmak İçin Gezmeniz Gereken 55 Yer”:
Gazella Tur binrota.com’un ikinci kitabını benim gezi yazılarımı, interaktif bir proje ile birleştirerek yayınladı. Bu Türkiye’de bir ilk ve halen tek interaktif kitap projesidir. Benim belli bir süre içinde binrota.com sitesine girdiğim 75 yazı öncelikle üyeler tarafından değiştirilmesi ve geliştirilmesi amacı ile yorumlandı. Daha sonra yine üyeler bu 75 yazıyı oyladılar ve içlerinden 55 tanesi seçilerek bir kitaba dönüştürüldü. Bu şekilde Şaşırmak İçin Gezmeniz Gereken 55 Yer kitabı doğmuş oldu. Gazella Tur’dan ve çevremden aldığım tepkilere göre kitap çok beğenildi. Bu da sanırım basılan 1800 kopyanın kısa sürede tükenmesini açıklıyor. 

Yakınlarda da “Bir yarışma ile 3 gezgin bloggerın hayalleri gerçek oldu”:
Gazella Tur’ın geçtiğimiz sene düzenlediği ve benim de projenin oluşmasına katkı sağladığım sonrasında da final jürisinde bulunduğum “3 Kıta 1 blogger” yarışması dostluğumuzun pekişmesinde katkısı olan ikinci nedendir. Yarışma tüm gezgin bloggerlara açıktı. Bloggerlar hayalini kurdukları geziyi nasıl gerçekleştireceklerini anlatan bir yazı ile yarışmaya katılıyorlardı. Bu yazılar arasında önce bir halk oylaması yapıldı, sonra ilk ona kalan yazılar arasında içinde bulunduğum jüri ilk 3 yazıyı belirledi. Bu yarışmanın büyük ödülü 2.500 Euro değerinde gezi sponsorluğuydu. İkinciye 3 gece 4 günlük bir yurtdışı seyahati ve üçüncüye de yurtiçinde 5 yıldızlı bir otelde 3 gece 4 günlük tatil ödül olarak verildi.
İşte Gazella Tur’un gezgin bloggerlara yönelik bu yaklaşımları, benim de içinde bulunduğum projeler yapmaları, aramızdaki dostluğu pekiştırdi. . Üstelik Gazella Tur yönetimi yakın zamanda bloggerlara yönelik bir proje daha düşünüyor. Bakalım bu kez ortaya nasıl bir şey çıkacak? Siz de bu projeden zamanında haberdar olmak istiyorsanız takip etmeniz gereken site www.gazella.com

Tokyo'da yapılması gereken 32.5 şey

Japonya'nın mega kenti Tokyo'ya bu üçüncü gelişim, her seferinde de bir hafta kadar kaldım. Kente her gelişimde yeni şeyler yapmaya çalışıyorum, bitmiyor.








 Tokyo'da yapılması gereken şeylerin şöyle bir listesini çıkardım, bazısını yapmışım, bazısına daha sıra gelmemiş. Buyrun size Tokyo'da  yapılması gereken 32 bir de yarım şey:


1) İmparatorluk sarayını ziyaret etmeyi aklınızdan geçirin sonra sadece 2 Ocak ve 23 Aralık'ta iç bölümlerinin halka açık olduğunu öğrenin. " Ben de zaten gitmeyecektim" deyin, sonra yine sarayın etrafına gidip diğer yüzbinlerce turist gibi hendek fotoğrafı çekin. 20 sene önce İmparatorluk sarayı altındaki toprağın değerinin Amerika'nın Kaliforniya eyaletinden daha fazla olduğunu bir yerlerde okuyun. "Bu mudur?" deyin, işinize gidin.

2) Sushi yiyin. Şurada yiyin, burada yiyin diyenlere takmayın. Nerede yerseniz kalitesi başka ülkelerde yiyebileceklerinizden çok daha iyi.  Meraklısı iseniz sabah 6'da Tsukiji balık pazarına gidip en taze sushi'yi oradan deneyin. Ya da ağız tadıma çok önem veririm derseniz dünyanın  tek üç Michelin yıldızlı sushi lokantasını işleten Jiro'yla tanışın. 85 yaşındaki bu delikanlının lokantası bir metro istasyonunda 10 tabureden oluşuyor. Fiyatlar astronomik, rezervasyon en az bir ay önce ve ne yiyeceğinize Jiro karar veriyor. Seçim hakkınız yok. Üstelik 45 dakikada yemeğinizi bitirmeniz lazım. Ya bu kadar eziyete girilir mi diyenlere hikayesi şurada: http://www.jaunted.com/story/2012/3/30/135232/783/travel/Visit+the+Legendary+Sushi+Bar+Behind+%27Jiro+Dreams+of+Sushi%27


3)  Yemeği ucuza getirmek için ucuz esnaf lokantalarından birine girin. Hiç İngilizce bilmeyen lokanta sahibinin sabrını deneyin. Sonra ısmarladığınız yemeğin en olduğunu anlamak için 10 dakika uğraşın, vazgeçin, yiyin.

4) Lokantalardan birinde ucuz set menülerden birini ısmarlayın, erişte ve yosun çorbasının yanında sade pirinç  gelsin. "Bu ekmek arası ekmek yemek olmuyor mu?" deyin yine de yiyin.

5) Ramen ( Japon eriştesi) yiyin, bıkmayın. Japonlar gibi günde üç öğün yemeyi deneyin. Sıkılınca kendinizden gizlice McDonalds'a yürüyün.

6) Tokyolularla Tokyolu olun. Yemek yerken ağzınızı şapırtadın, hüpürdetin ve yemeği 2 dakikada en sıcak haliyle bitirmeye çalışın. Yemeğini ses çıkarmadan yiyenlerin yemeği sevmedikleri için bunu yaptıkları sanıldığından höpürdetmeme saygısızlığını yapmayın, e mi?

7) Sumo güreşine gidin.

8) Sumo güreş mevsiminde değilseniz, Sumo ahırlarının ( yerel deyim böyle valla) olduğu
Ryogoku  mahallesinde vakit geçirin. Sumoların yediği et sulu erişte çorbasından deneyin ama onlar gibi her oturuşta üç kilo yemeye çalışmayın.

9) Sake tadımına gidin. Sake üretimini genelde bu işi asırlardır yapan aileler devam ettiriyor. Sake Zen törenlerinde kullanıldığı için Japonların milli içkisinin aynı zamanda kutsal bir yanı da var.Şarap gibi yüzlerce farklı çeşidi var.

10) Akihabara semtine gidin. Japonya'nın elektronik, manga ve bunlarla ilgili alt-kültürlerinin merkezimde 50 yaşındaki adamları kendilerine oyuncak manga bebekler alırken seyredin.


11) Japonya'nın en popüler grubu AKB48'in kafelerinden birinde hayranlarla beraber AKB48 makarnası yiyin.

12) Değişik bir şey mi yapmak istiyorsunuz? Bir "kedi-bar"a gidip kahve içerken parasıyla kedi sevin.

13) Garip bir şey mi yapmak istiyorsunuz?  Akihabara'da "maid-bar" ( hizmetçi bar) lardan birine gidip garsondan yemeği size kaşıkla yedirmesini isteyin, daha yetmediyse biberonla beslesin sizi.


14) Hafta arası akşam saat 18'de Yamanote metro hattına binin.  Sonra bu tavsiyeyi verene küfredin. Bkz. Yamanote hattı:  http://www.youtube.com/watch?v=b0A9-oUoMug


15) Hazır hızınızı almışken dünyanın en kalabalık kavşağı Shibuya'ya gidin.
http://www.youtube.com/watch?v=QXtOdSgf6Ic

Bu manzara kaçmaz diyorsanız kavşağın tam karşısında ikinci katta bir Starbucks var, kahvenizi alın ve "seyreyle gözüm seyreyle" deyin.



16) Tokyo körfezini gezmeye gittiniz, baktınız tıkış tıkış bir teknede 1 saatlik tur için 60 dolar istiyorlar. Boşverin,  körfezi tepeden gören bir yer bulun " Beni yenemeyeceksin Tokyooo" deyin, sonra size garip bakan Japonlara aldırmadan sahilde yürüyün.

Öz  16) Tokyo'da havuza gidin. Havuza kaç kişinin girdiğini şöyle bir saymaya kalkın, beceremeyin.  Mayonuzu oracıkta yakıp yüzmeye tövbe edin.  Bakınız Tokyo'daki Summerland Eğlence merkezi havuzu  http://www.youtube.com/watch?v=inA-36YRV0Y




Hakiki 16)     Her faninin başına gelen eninde sonunda sizin de başınıza gelecek. Kaçış yok. Korkmayın. Japonya'da tuvalete gidin. Ha demek ilk defa Japon tuvaletine gireceksiniz, o zaman sizi bir tur rehberi lazım olabilir. Size iki kelam anlatayım. Sessiz lokantada otururken tuvalete gideceğiniz tuttu, girdiniz içeri deli gibi müzik çalıyor ve sıcak çok sıcak. Çıktınız dışarı, serin, sessiz. İçerisi müzikli ve sıcak. ??? işaretleri belirdi mi? Japonlar tuvalette çıkardıkları ne seslerin ne kokuların dışarıdan duyulmasını istemiyor, o yüzden içeride müzik çalıyor ve lokantanın havalandırma sistemine bağlı değil. Oturdunuz, ama öyle kolay değil. Klozet kapağının en solundaki kumanda kanalına dikkat lütfen. En öndeki düğme suyun şiddetini ayarlıyor, onun arkasındaki sıcaklığını, onun arkasındaki klozet sıcaklığını. Bitmedi. Arkasındaki siz ıkınırken çıkacak olan şelale sesinin türünü seçmek için. Ennnnn arkadaki ise işiniz bitip seçiminiz olan su sıcaklığında el değmeden temizleme yapıldıktan sonra sıcak hava ile kurutmak için. Fön sıcaklığı kontrolu gibi. O kırmızı bölge var ya, boşuna kırmızı değil ona göre. Diyeceksiniz ki "e kardeşim bu kadar şeyle uğraşacağım şeyin içine ederim", olur, edin, rahatlayın. Tokyo'dasınız.

17) Sokakta sigara içmek yasak olduğu için kocaman parkta iki adımlık yere sıkışan Japon tiryakileri seyredin. Köpeklerin işemesi için  daha fazla yer ayrılmış olduğunu not edin, kafanıza takmayın.



18) Kafanızı yukarı kaldırın. Arada ilginç binalar çıkıyor. Aşağıdaki Asahi bira firmasının merkezi. Bu ne yaa? deyin. Bir bilen Japona sorun. "Ne güzel bira binası değil mi? Ben çok seviyorum" cevabını alın ama bunun ne olduğunu halen anlamayın.

19) Tapınaklara takılın ama abartmayın. 100-150 tapınaktan sonrası sıkmaya başlıyorlar.

20 ) Denk gelirseniz Japon festivallerinden birine katılın. Japonların sakin ve hiçbir heyecan göstermeden festivale katılmasını gözlemleyin. Bir Japona neyin, niye kutlandığını sormayın. Japon anlatınca sizin gözlerinizin boş boş baktığınız anlayacak ve bir daha anlatmak isteyecektir: " Sorun sen de değil, ben de. sen daha iyi dinleyicilere layıksın" deyin, uzayın.
21) Benim gibi alışverişi hiç sevmeyenlerden misiniz? Tokyu Hands mağazalarından birine girin, 5 saat sonra "ne yapıyorum ben?" diye kaçın. Yarın yine gidin.

22) Odaiba semtinde 22.yüzyılın nasıl olacağını önceden görün. Robotlarla fotoğraf çektirin.

23) Karaoke yapın. Tek başınıza. Başka nerede tek kişilik karaoke odası bulacaksınız ki?

24) Bir internet kafeye girin: " Pijama ve terlik istiyorum" deyin. Pijamayı giyip, bilgisayarın önünde diğer Japonlar gibi kıvrılın. Otel yerine en ucuz kalabileceğiniz yerlerden biri de böyle yataklı internet kafeler. Bir diğeri de gece 10'dan sonra karaoke barları.

25) Harajuku ya da Odaiba'da cosplay türü giyinmiş Japonları seyredin, anlamaya çalışın. Vazgeçin.
26) Herşeyin  100 yene satıldığı mağazalardan alışveriş yapın, "bu kadar pahalı ülkede bunlar nasıl bu kadar ucuz ?" sorusuna cevap arayın. Arada alışverişe devam edin.

27) Bir Japon meyhanesine ( İzakaya) gidin. Yemek listesini anlamaya ya da neyin neyle gideceğine takmayın, zor. Yiyin. İçin. Garsonların müşterilere 27 saniyede bir söylediği "arigato gozaimasu" ( teşekkür) ile "arigato gozaimasssssu" ( teşekkür) farkına takdıysanız, hesabı isteyin çok içmişsiniz.

28) Bir kapsül otelde kalın. Gece yarısından sonra gelen  konuşkan, sıcakkanlı Japonların sabah ayılınca birden mesafeli olduklarını görün ve içmelerine hak verin, teşvik edin.

29) Neredeyse her köşe başında kurulu Pachinko salonlarından birine dalın. Oynayın.  Bu oyunun neden bu kadar tutulduğu konusunda şöyle bir düşünün, sonra "amaan bir bildikleri vardır" diyerek duman altı aşırı gürültülü salondan kaçın.  http://www.youtube.com/watch?v=mFmePfC2llE

30) Özgürlük heykelini ya da Eyfel kulesini ziyaret edin. 

31) Yoyogi parkında pazar günü şöyle bir turlayıp açık havada müzik yapan ama para almayı reddeden grupları dinleyin. 

32) Bütün Asya'da gerekli gereksiz her şey üzerinde Hello Kitty gördükten sonra bunun üzerine bir de Tokyo Hello Kitty Land'e gidin. iyi mi? Amann diyim, hayranlardan uzak durun.



32.5 )  Bu liste dahil kimsenin listesini dikkate almayın, takmayın. Listenizi yapın ve kendi Tokyo'nuzun keyfini sürün.

Japonya'nın ikinci büyük kenti Osaka


 OOOsaka ( Japonların Osaka demesi böyle oluyor), Japonya'nın ikinci büyük kenti. Nüfus tam 17 milyon. Bu kadar geniş olmasına rağmen şehirde eskiden kalan pek bi veya eser yok. Bildiğimiz kocaman gri binalar hemen tren istasyonunda insanı karşılıyor ve Osaka'yı terkedene kadar bırakmıyor.


Osakalılar genelde kıyaslandıkları Tokyolulara göre daha sıcakkanlı olarak biliniyorlar. Bir de yemeğe daha çok önem veriyorlar.

Şehir 17 milyon olmakla beraber görülecek yerlerin çoğu tren istasyonuna yürüme mesafesinde ( bazıları 4 saat uzaklıkta ama yine de yürünüyor işte). İstasyondan güneye doğru yürümeye başladığınızda önce binaların arasında sıkışmış nehrin kollarının üzerinden geçiyorsunuz.
 Osaka bir delta üzerine kurulduğu için suyu bol.Daha fazla ileri gitmeden arkanıza bakın ve en garip-ilginç görünümlü binayı arayın. Ortası kocaman delik olan binanın adı Umeda Sky binası, isterseniz binanın en üst katına çıkıp bakabiliyorsunuz. Gezi rehber kitaplarının şehri tepeden görme konusunda bir her takıntısı var, yapacak bir şey bulamadıklarından mıdır yoksa sayfa doldurmak için midir bilinmez . 
Her şehirde yüksek yerlerin listesi ve yanında "buradan şehre bakmak o kadar güzel ki" anlamında iki satır yazı. Çıktım, baktım. Kaç defa hem de. Hemen akıllanmadım yani. Tecrübeyle diyebilirim ki şehre tepeden bakmak yerine sokaklarını arşınlamak daha keyifli.

 Onun için Umeda binasından iyice uzaklaşana kadar size ondan söz etmedim, şimdi meraklısı geri dönebilir. Biz Amerikan mahallesine oradan Avrupa caddesine gideceğiz. "Amerikan Pazarı" ya da benzeri isimli alışveriş yerleri Türkiye'nin şehirlerinde de var, vardı. Osaka'da da var ve bayağı  canlı. Amerikan malı ürünler satan dükkanların bir arada olduğu "Merikan-meru" mahallesi Amerikan özentisi gençlerin toplanma mekanı. Giysiler, aksesuarlar, kitaplar vb Amerikan malı. Hatta bazı tezgahlar bile. Japonya'da işyerleri zenci Amerikalı çalıştırmayı seviyor, belki de ilgi çektiği için. Merikan mahallesi de "Yoo, bro. Wassup? Need anything?" nakaratını tekrarlayan zencilerle dolu.

Merikan mahallesinin biraz ilerisinde Shinsaibashi bölgesi var. Burası şehrin en büyük yeme-içme-alışveriş mekanı. Büyüklü küçüklü binlerce işletmenin olduğu bu sokaklarda bazı işletmeler Osaka usulü sadece ayakta yiyip içebileceğiniz yerler. Bu mekanlarda yemeğinizi kasada ısmarlıyorsunuz sonra bar gibi düzenlenmiş tezgahın kenarına geçip oturmadan yiyorsunuz. Yediğiniz de öyle sandviç falan değil kelli felli yemekler ama ayakta.

Shinsaibashi bölgesinde tüm dünyanın mutfaklarından örnekler var. Türk dönercisi ve Maraş dondurmacısı da yerini almış.

Çok müşterisinin olup olmadığını sorduğum Bursalı dönerci cevaplıyor : " Bu Japonlar çoğunluk ne yaparsa onu yapar. Bak burada kuyruk olsun, ne olduğunu bilmeden kuyruğa girer ve yer. Kuyruk olmasın kimse gelmez, onun için müşteri az olduğunda yavaş davranıyorum ki kuyruk oluşsun."

Osaka'da çok restoran var ama rekabette çok. Onun için her restoran müşteri çekebilmek için reklam tabelalarına asılmış, sattıkları yemeklerin devasa sembollerini dükkanların önünde görüyorsunuz.

Osaka'da gün boyu dolaştık, şu "Kahve Stadyum'unda" biraz soluklanıp artık hostele yollanalım derim. Yarın son durağımız olan Tokyo'ya geçiyoruz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...