Endonezya'nın Başkenti Cakarta


Uçağım Cakarta havaalanına akşam 6 gibi iniyor. Endonezya Türklere vizeyi artık kapıda veriyor, hızlı bir şekilde vize faslını tamamlayıp taksiyle kalacağım pansiyona doğru yola çıkıyorum. Normalde 40-50 dakika süren yolu 2 saat 40 dakikada ancak alabiliyoruz. Yağmur mevsiminde herhangi bir Asya şehrine gelenlerin sabırlı olması lazım kaldı ki trafiği ile ünlü Cakarta'dayız. Yapacak bir şey yok etrafı seyrediyorum. Trafik her ne kadar akmıyorsa da bizdeki gibi zırt pırt şerit değiştirenler sağa sola kızanlar yok. Sakin bir kabullenmişlikle tıngır mıngır gidiyorlar: lüks cipler, dökülen mikroletler ( bizdeki yolcu minibüslerinin Endonezyacası), kamyonlar, pencerelerinden insan fışkıran otobüsler. Hemzemin bir tren geçidinden biz geçtikten az sonra trafik ilerlemeyi kesiyor, hareketsiz duruyoruz. Birden trenin geldiğini haber veren alarm çalmaya başlıyor. Hani herkes sakin bağrış, çağrış yok, sağa sola kaçış yok diyordum ya. Geri alıyorum. Hiç ilerlemeyen trafikte ne ileri ne geri gidebilen ve tren raylarının üzerinde sıkışan araçların boşluklara sığmaları 2-3 dakika sürüyor. Sonra tren geçiyor. Ya o araçlar cidden trafikte boşluk bulamasaydı?



 Bundan üç sene önce yine Cakarta'daydım. Endonezya'da yaşayan arkadaşım Barış ile buluşmuş ve şehri dolaşmıştık. Ayrılmadan önce Barış demişti ki” Dikkat et bu ülkeye bir gelen bir daha geliyor”. Bu üç sene içinde Barış Cakarta'dan ayrılıp İstanbul'a döndü. Ama dediği gibi Endonezya onu geri çağırdı ve Barış'la yine Cakarta'da buluştuk. Geçen seferki gibi şehrin kuzeyindeki Batavia kafede buluştuk. Son üç seneyi karşılıklı özetleyip uzunca laflıyoruz. Sonra uçak biletlerimi ayarlamak için bir seyahat acentası aramak üzere vedalaşıyoruz.Önceki Cakarta yazısı burada.



 
Şehrin Kota dönen bölgesinin hemen güneyinde Çin mahallesi Glodok başlıyor. Dün akşamki yağmur yol kenarlarında toplanmış. Bu durum kaldırımları işgal eden işportacıların işine geliyor olmalı çünkü kaçacak yer yok. İşportada en çok saat, numaralı gözlük, gümüş yüzükler var. Bir de ortodontik teller. Hani şu dişleri düzeltmek için kullanılanlar var ya. Ama işportada satılanların hepsi bir örnek: amaçları dişleri düzeltmek daha zengin gözükmek. Moda sen nelere kadirsin! Kalabalık, gürültü, lağım kokuları, kaldırımda kurulan lokantalar, çürüyen çöpler, kaldırıma park etmiş arabalar ve tabi satıcılar arasından yüüryerek herhangi bir seyahat acentası arıyorum ama bir saat fazla dolanmama karşın bir tane bile karşıma çıkmıyor. Üç sene önce bilet aldığım bir acentanın yerini hatırlıyorum. Başka bir gezegene gitmekten başka çare yok, ama gideceğiz mecburen: yarım saat sonra Cakarta'nın en havalı alışveriş merkezlerinden Plaza Indonesia'nın önündeyim.





Cakarta'nın en pahalı iki alışveriş merkezi yanyana birisi Plaza Indonesia diğeri ise Grand Indonesia. Bu AVM'lerin Endonezya içinde olduklarını gösteren fazla bir şey yok. Ne bir Endonezya markası var ne de alışveriş merkezinin planı Endonezya dilinde. AVM'lerin tuvaletler bile Endonezya usulü değil de batılı şekilde yapılmış. AVMlere sanki sadece yabancılar ya da kültürüne yabancılaşmış Endonezyalılar gelecek gibi planlanmışlar sanki. İstedikleri müşteri tipini de çekmişe benziyorlar. Yolculukta okumak için kitap almaya girdiğim büyük mağazada Endonezyalı bir anne taş çatlasa üç yaşında olan çocuğuyla ısrarla İngilizce konuşuyor, amaç çocuk İngilizce öğrensin. Annesiyle üç beş kelime İngilizce konuşan çocuk sıkılıp babasına koşuyor. Baba Endonezyaca konuşunca rahatlıyor. Anne baba aralarında biraz Endonezyaca konuşuyorlar, anne çocuğu babanın kucağından alıp yine İngilizce konuşmaya başlıyor. Bu sahnenin neredeyse birebir aynısını İstanbul İstinye Park'ta bir kitapçıda yaşamıştım. Türk anne çocuğula İnglizce konuşmaya çalışıyordu. Çocuğunun yaptıkları vasıtasıyla prestij elde etmeye çalışan bir annenin çocuğu olmak hiçbir yerde kolay değil. Fakir Endonezyalılar prestij için 2-3 dolara uyduruk tel alıp dişine takıyor, zengin Endonezyalılar ise üç yaşındaki çocuklarını zorluyor da zorluyor. Toplum içinde bir yer edinme çabası insanlara neler yaptırabiliyor değil mi?



 

 
Cakarta'dan sonraki durağımız değişik cenaze gelenekleri ile tanınan Toraja kabilesi. Sulawesi adasında yaşayan bu topluluk aileden biri ölünce onun cesediyle yaşamaya devam ediyor, onu “hasta” sayıyor ve bazen aylar bazen yıllar sonra gömüyor.








1 yorum:

  1. S.a abiler öncelikle bilgileriniz icin size çok teşekkür ederim anladığım kadarı ile çok gezdiniz ve benim bir sıkıntım var bu konu hakkında bilginizi benimle paylasirsaniz ne mutlu bana
    Endonezya riau tembilahan da sevdigim bir kız var ancak o jakarta ya gelemiyor ve bende bilmediğim için oraya gidemiyorum hava alanı birtek jakarta da var ve tembilahan jakarta ya çok uzak neredeyse singapurun karşısı bu konu hakkında akıl rica ediyorum sizden
    Serkan.sahin0053@gmail.com adresinden bana ulaşıp fikrinizi iletirseniz çok memnun kalırım saygılarimla .
    Serkan sahin

    YanıtlayınSil

Google, Blogger yada OpenID hesabınızla girerek yorum bırakabilirsiniz. Spam yorumları siliyorum, gireceğiniz dış linkler takip edilemez. Teşekkürler

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...