Guzel bir Izlanda Gunu





İzlanda’da turistik bir gün geçirmeye ne dersiniz? Günümüz iyi bir kahvaltı ile başlıyor. Her iyi İzlanda kahvaltısında peynir, meyve ve salam benzeri ürünlerin yanı sıra  balık turşusu da olur. Hani bizim lakerda var ya onu şekerle yemek fikrini İzlandalılar hayat geçireli çok olmuş. Bu tat kulağa garip gelse de o kadar kötü değil. Akşama Hakarl yiyene kadar sabredin, kötünün kötüsü var.

İstanbul’a gelip Sultanahmet’e çıkmamakla Reykavik’e gelip “altın üçgen” turuna katılmamak turist dilinde aynı şeyler. Altın üçgen turunda gidilen kayda değer yerlerin ilki Gulfoss şelaleleri.  İzlanda’nın en çok turist çeken yerlerinden biri olan Gulfoss, kasım ayında hafiften donmaya başlamış. Kuvvetli rüzgardan dolayı bir kaç fotoğraf çektikten bütün yolcular sıcak otobüse kendimiz zor attık. Bir sonraki durağımızı ise pek bir sevdik, çünkü sıcaktı:  Geysir.  Türkçe’mize de “gayzer “ olarak giren bu sıcak su kaynağı her on dakikada bir küçük bir patlama ile aniden 15 metre yüksekliğe kadar su fışkırtması ile biliniyor. Ne kadar rüzgar olursa olsun Geysir’in civarında hava, sıcak sular sayesinde ılık. Bir sonraki durağımız Thingvellir Milli Parkı. Thingvellir Amerika ile Avrupa’nın cidden tam ortası:  her iki kıtanın altındaki tektonik plakalar ( Türkiye’de herkes deprem uzmanı oldu, bilmiyor olamazsınız di mi?) burada buluşuyor. Yüksek bir yerden baktığınızda vadinin duvarlarının aslında nehir tarafından değilde kıtaların birbirini ittirmesi sonucu yükselen kayalardan oluştuğunu anlıyorsunuz ( tamaaam, rehber anlatıyor) .  Thingvellir’in başka ilginç bir özelliği de dünyanın en eski meclisinin mekanı olması. 930 yılında kurulan millet meclisi 1789’a kadar  Thingvellir’de kalmış. Bugün eski meclis binasından geriye hiçbir şey kalmamış. Birleşmiş Milletler Thingvellir parkını dünya mirası listesine almak için çalıştığında hangi kıtada olduğuna karar verirken bayağı bocalamış. Parkın yarısı Amerika yarısı Avrupa kıtası topraklarında olduğu için sonunda ne şiş ne kebap yakmışlar: Thingvellir ikisinde birden listelenmiş. Dokuz saati aşan altın üçgen turu sırasında çok nadir ağaç gördük. İzlanda’nın sadece %1’i ekilebilir alan, geri kalan yerler ya taş ya da üzerinde ince bir çimen tabakası dışında hiçbir şey yetişmeyen topraklar. Ülkenin üçte biri kum ve kumullarla kaplı, bildiğiniz çöl işte. Avrupa’nın en büyük çölünü örneğin Mısır’ın çöllerinden ayıran tek şey kumların siyah olması. Adanın volkanik yapısı, kumları ve dayanıksız toprağının aya benzemesi başka tür turistleri de İzlanda’ya çekmiş: aya ilk ayak basan astronot Neil Armstrong aya iniş provası için İzlanda çöllerinde antrenman yapmış.



 İzlanda çölün ilerleyip meraları kaplamasını durdurmak için çok uğraşmış. İlk önce toprak erozyonunu engellemek  için koyunların çok otlamasını yasaklamış, koyunlar dinlememiş. Sonra kumların ilerlemesini durdurmak için bariyerler dikmiş, kumlar dinlememiş. Ne yapsın İzlanda o da doğayı korumak için çareyi kendini bombalamakta bulmuş. Şimdilerde İkinci Dünya Savaşından kalma bir DC 3 uçağı,  sivri tabanı yere saplanmak üzere tasarlanmış özel kaplara konmuş tohum ve gübrelerden oluşan “bombalarını” İzlanda çöllerine bırakıyor. Bırakıyor ki doğa yeniden canlansın ve İzlanda yeşersin. Tüm dünyada olduğu İzlanda’da iyi gözüken isteklere de muhalefet edenler var. Muhalefette “İzlanda çıplak daha güzel” kampanyası başlatmış.




----------------------------------------------------
Bu blogda yayınlanan yeni yazıların size otomatik olarak e-postalanmasını isterseniz linke tıklayarak ŞİMDİ GEZELİM'e abone olabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Google, Blogger yada OpenID hesabınızla girerek yorum bırakabilirsiniz. Spam yorumları siliyorum, gireceğiniz dış linkler takip edilemez. Teşekkürler

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...